Canını en çok yakan, kalbine en yakın olandır derler... Doğruymuş. Bazen bir bakış, bir söz, bazen suskunluk... Bazen varlığı bazen yokluğu... Sevgiliden gelen ne varsa kalbe dokunur, mutlu etmiyorsa can yakarmış.
Onu düşünürken mutlu hissetmediğim o an anladım.'
"Seni özledim. Seni öyle çok özledim ki Kelebek, evimizde uyuduğun koltukta uyudum. Bana aldığın o tüylü ev terliklerini ayağımdan çıkarmıyorum. Duvarlarımı boyatmam gerekiyor ama duvarımdaki o bakmaya bile tahammül edemediğim kocaman kelebekle ömrümü geçirecekmişim gibi duruyor. Çünkü şapşal bir hayalperest gibi seni onun önünde oturmuş, ayaklarını uzatmış, bir kitabın sayfasına gülümserken hayal ediyordum. Güzel yüzünü hayal etmediğim bir günüm bile olmadı. Dualarımda, rüyalarımda, uyandığımda, bana kritik bir ameliyatta bile gözlerimin önünde beliriveriyordun... Seni öyle çok özlemiştim ki Kelebek, aklımı oynatmak üzereydim. Sonra bana gelmeni beklemem gerektiğini söyledi bir sevdiğim. Çünkü sen gelmeye karar vermediğinde, ben ne kadar sana gelirsem geleyim sen hep gidecektin. Şimdi sen geldiğine göre, gitmene asla izin vermeyeceğim, Kelebek. Bu da Aslan Kral'ın, uzun ömürlü kelebeğine bir sözü olsun."