Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Annem, akıntıya kapılmasını önlemek için babamın yokuna çıkmıştı. Babamın dümeni olmuştu.
Aynı zamanda kıyıdaki işaret noktasıydı onun.
İşaret noktası, denizde kaybolan bir gemi için karadaki nirengi noktasıdır.
Annem babamı doğru yola getirmeyi başaramadı. Babam ona dengesini kaybettirdi. Az kalsın onu devirecekti. Annem az kalsın düşecekti, az kalsın bizi de düşürecekti. Bir bowling oyunundaki gibi. Bowlingdr lobutları deviren sadece top değildir.
Dünyanın en güzel gözlerinin ceylanlarda olduğunu bilmeyen yoktur. Ama danalarım, farelerin, eşeklerin gözleri unutulmuştur. Özellikle danaların gözleri hiç düşünülmemiştir. Eti ağır basmıştır. Bu yetmiştir (oysa ne güzeldir danaların gözleri! Bademsi ve karadır. Hiçbir şey için bakmıyormuş gibi de duru bakar. Belki de hiçbir şey anlamaz bakmaktan. Ama böyle de olsa, bunda bir güzellik yok mudur? Bakmak için bakmak. Amaçsız ve nedensiz. Bir çeşit anlamsızlığın anlamı.)
Fournier’den okuduğum ilk kitap “Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam” oldu. Zaten hemen ardından da “Kuzeyli Annem”e başladım. Fournier eserlerinde aile bireylerini ameliyat masasına yatırıyor ve bir doktorun bir hastayı ameliyat etmesi gibi bütün çocukluğunu ve aile bireylerini bize tanıtıyor. Bu eserinde ise bize anlattığı kişi babası Paul Fournier.
Baba Fournier bir doktor. Özellikle hastaları kendisini çok seviyor çünkü hem iyi bir doktor hem de bazen hiçbir şey karşılığında bazen ise bir bardak içki karşılığında durumu olmayan hastalarını tedavi ediyor.
Doktor kimliği ne kadar iyiyse baba ve eş olarak kimliği ise bir o kadar kötü. Genelde çocuklarını korkutan bir baba. Okuduğum çoğu yerde babanın çocuklarına yaşattığı korkuya tanıklık ettim. Muhtemelen alkolün etkisinde yaptığı, bilinçli olmayan davranışlar ama hep bir korku ögesini görüyoruz. Bazen yaptığı bir hareketten bazen de söylediği bir sözden yaşattığı bu korkuyu anlıyoruz. Kendisi bir alkolik. “Kuzeyli Annem” de de göreceğimiz üzere okulu bitirdiği zamandan beri alkole düşkün birisiymiş ve Fournier’in annesi ise evlenmeden önce bunu bilmiyormuş.
Çocuklarına neredeyse hiç sevgi göstermemiş özellikle Jean-Louis’e. Kitapta çoğu yerde Fournier’in “babamın gözdesi ben değildim” dediğine tanık olacaksınız. Aynı zamanda parayı hiç önemsemeyen biri. Ailenin ne kadar ihtiyacı olduğu önemli değil onun için. Ne kadar ihtiyaç da olsa kendisi bu durumu önemsememiş ve paraları yakmayı tercih etmiştir. Baba doktor olmasına rağmen aile fakir bir durumdaymış. El yapımı elbiseler, rahatsız elbiseler giymek zorunda kalmış Fournier kardeşler. Hatta kitapta Fournier bu elbiseleri giymekten utandığından bahsetmekte. Annesi babasının bu durumu yüzünden çocuklarına her zaman yeni kıyafetler alamamış ve Jean-Louis de bu