..."Ölüm kokan bir memleket burası. Memleketin kemikleri burası. İnsanların canlarını dişlerine takmak zorunda kalmadan yaşayabilecekleri bir yere hiç gelebilecek miyiz acaba?..."
... Asabiyetleri, içinde bulundukları perişanlıktan doğuyor, bu perişanlıkla büsbütün artıyor, perişanlıklarının da ötesine gidiyordu. Ağır iş görüp ağrı sızı çeken, ama yine de tatlı dilini, yine de iyi kalpliliğini kaybetmeyen kişilere gelen yolculuk sabrı, bu iki adamda ve kadında yoktu. Böyle bir sabrın belirtisi bile görünmüyordu onlarda. Kaskatıydılar. Acı çekiyorlardı. Hatta kalpleri sızlıyordu. Bu yüzden de konuşmaları gittikçe sertleşiyor, kabalaşıyordu. Sabah gözlerini açtıkları zaman ilk sözleri küfür oluyor, akşam yatarken son sözleri yine küfür oluyordu.
...
...
"Kendi ruhunuza acıyın!" diyerek kadehi elinden çekmeye çalıştım.
İnançsız adam, "Dünyada acımam!" diye haykırdı. "Aksine, sırf beni yaratanı cezalandırmak için kendimi mahvetmekten, ruhumu Cehennem'e yollamaktan çok büyük bir haz duyacağım. Ruhumun laneti şerefine!"
...