Umutsuz bir aşk çökmüşse gönlüne sabahın üçünde, özellikle onun orada, yerinde olmadığı kuşkusuna kapıldığında telefon etmeyi gururuna yediremiyorsan, ister istemez içe dönüp kendinle baş başa kalırsın, o anda akrep gibi sokarsın kendini yada hiçbir zaman postalayamayacağın mektuplar yazarsın ona, ya da odanda volta atarsın, ya da kendini öldürecekmiş gibi davranırsın.
Bu gidişat bir süre sonra tatsızlaşır, bıktırır insan. Yaratıcı biriysen acılardan ortaya elle tutulur bir şeyler çıkarabilir miyim diye sorarsın kendi kendine. Ve işte bir gece saat üç sularında başıma gelen tam da buydu.
Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar.. Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın, ara vermeyi.Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu onu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.