“umutsuzluk iliklerine işlemişti, umutsuz olmayı kendisi istiyordu. umuttan tiksiniyordu. Bir yerde "une immense espérance a traversé la terre." sözünü okumuş, "sahip olunmaya değer her şeyi de kör kuyusunda boğdu." diye kendi yorumunu eklemişti bu söze.”
mezarları seyredince düşündüm: kimler çekip gitmemişti ki bu dünyadan? yan yana uçan kuş çiftleri gibi, dalları iç içe geçmiş ağaçlar gibi birbirine sonsuza dek aşk sözü vermiş olan erkek ve kadınlar bile günü geldiğinde birbirinden bu şekilde ayrılıyordu.