Yarın, bugünü yaşanılabilir hale getiriyordu. Kendimizi bir binanın tepesinden hep beraber boşluğa bırakmayışımızın tek nedeni yarındı! Lotonun çıkma ihtimalini, âşık olunacak insanla tanışma ihtimalini, sonsuz mutluluk ihtimalini içinde barındıran o sihirli sözcük: yarın. Gelecek iyi bir sermayeydi. Yaşadığımız sürece bitmeyen bir anapara gibi. Gelecek zamanda çekilmiş fiiller kulağa çok tatlı bir melodi yayıyordu. Hele planların ayrıntılarına girmek, babamın yaptırdığı evin banyosunu tarif etmesini dinlemek o kadar dinlendiriciydi ki...
Kuşlar cıvıldaşır ve guguklarken, ona ku- cak açan aşkının mektubunu cebinden çıkarıp tekrar tekrar okudu. Ama bir an donakaldı! Çünkü gözü mektubun tarj hindeydi. Allah Allah! Tarihte bir tuhaflık vardı! Olur şey değil ki bu mektup, birkaç gün, birkaç hafta yahut birkaç sene önce yazılmış değildi. Tarih gâyet güzel bir el yazısıyla şuurlu olarak atıldığına göre bir hata yapılmış denilemezdi Fesuphanallah, Prenses Dojira, mektubu māzide değil, ati- de yazmıştı! Heyhât ki ne heyhat! Ihsan Sait hayretler içinde kalmıştı. Şu anda ve zamanda, aşkını arz kürenin hiçbir ye rinde bulamazdı. Cebinden saatini çıkarıp saniyesine baktı Ibre istikbale doğru, âşığına kavuşmasına yetecek kadar sü ratli ilerlemiyordu. Oysa Dōjira mazide ya da bu günde de ğil, akrep ve yelkovanın ağır äheste ilerlediği gelecek zaman- daydı. Bu yüzden gözleri buğulandı, ardından dolu dolu oldu.