Hayat dediğimiz şey bir tutam zaman sadece..
O bir tutamda sıkışıp kalmak da bizim elimizde,
onu diyar diyar yapmak da!
Her kitabın kapağının altında ayrı bir diyar var..
Hadi, tavşan deliğinde kaybolalım..
Yeni diyarlara doğru..
Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum. Bazen rastgelip hatta senden güzel bulduğum kadınlara bakıyorum da kendi kendime yemin ediyorum. Sende bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rastgelmiyorum. Bu böyle bir şey ki işte bütün endişelerim senin yanında yok oluyor. Ruhuma bir onma, bir dinginlik geliyor! Dudaklarını gözlerime dokundurduğun zaman bütün canımın koşa koşa gelip ruhumda toplandığını, seninle buluşmaktan mutlu olarak orada kaldığını hissediyorum. Hele şimdi bana öyle geliyor ki ben dünyada senden başka hangi kadını alsaydım hiçbirisiyle seninle gibi olamayacaktım. Senin gibi böyle içten, ruhuma kadar, böyle canıma kadar içten.
Daha genç ve kırılgan olduğum yaşlarımda babamın verdiği bir öğüt, o günden beri aklımdan hiç çıkmaz.
" Birisini eleştirmeye kalkıştığında," dedi bana, "şu dünyada her insanın senin sahip bulunduğun ayrıcalıklara sahip olmadığını hiç aklından çıkarma."
Birisine yazabilmek ne harika bir şey! Düşündüğünü birine söyleme isteği duymak, masanın başına geçmek, kalemi eline almak, düşüncelerini kelimelere dökebilmek gerçekten olağanüstü.
Nagasava'yı tanıdıkça onu daha tuhaf buluyordum. Hayatım boyunca pek çok garip insanla tanıştım, ama Nagasava gibisi yoktu. Benden çok daha tutkulu bir okurdu, ama sadece en az otuz yıl önce ölmüş olan yazarları okumak gibi bir ilkesi vardı. "Ancak böyle bir kitaba güvenebilirim" derdi. "Çağdaş edebiyata güvenim yok demiyorum. Ama değerli vaktimi de zamanın vaftiz etmediği eserleri okuyarak ziyan etmek istemem. Hayat yeterince kısa" diye eklerdi.