Bir kadının her daim bir erkeğin korumasına ihtiyacı olduğunu dinleyerek büyümüşsen, geceleri sokakta peşine takılan manyakları ancak elindeki telefondan babanı aramış gibi yaparak püskürtebilmişsen, yalnızken rahatsız edildiğin barlarda yanında bir erkek varken ferah fahur oturabilmişsen, sonunda yanında bir erkek varken kendini daha güvende hisseden bir kadına dönüşüyorsun işte.
Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz, öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.
Böyle şeyler köyde o kadar olağandır ki! Orada herkes doğuştan ölü yıkayıcıdır. Köylüler doğar yaşar ve ölür, şehirliler ise doğuyorlar, yaşıyorlar ve ölümden korkuyorlar.
Yurt bahçesinde 46 sessiz dudağın arasında kitabın sayfalarında duralıyorum. Anlatacağım bir şeyler varmış da başkasından dinliyormuşum gibi. Şehri hiç sevmediğimden dem vurup dururken rüzgarın sıcacık havada bile tatlı bir esinti bırakışını sevdiğimi fark ediyorum. Bu sevgi korkutuyor beni. Bu şehre ait olmak korkusu. Her tarafta hanımeli ve daha da baskın olan iğde çiçeği kokuları var. Böyle havalarda mutsuz olunabilmesini yetenek sayan kurumlar olmalı diye düşünüyorum. Eskisi kadar okumuyorum. Eskisi kadar düşüncelerimi ortada gezdirmiyorum. Kafamın içinde bir derli topluluk, bir yolculuk öncesi kolileme var. Yerde duran gitse götürülmez, bıraksan çöpe atmaya kıyamayacağın düşüncelere takılıp duruyorum. Kolumdaki yanık izleri sayesinde yaşamadığım bir çok olasılığı başkalarından dinliyorum. Kimse ne oldu diye sormuyor. Herkes bu mu oldu derken acıyarak kabuk bağlamış izlere bakıyor. Ben de bakıyorum. 11 yaşıma kadar düşüyorum o kabukların arasından. Kız çocuğundan çok aşırı yaramaz bir oğlana benzediğim günlere... Kuş sesleri kesilmiyor. Bahçenin büyüklüğüne bakıyorum. Bu yurdun müdürü olsam burayı köy enstitüleri gibi kullanır, envai çeşit dönem sebzesi meyvesi dikerdim diyorum. Aklıma fikirler ard arda sıraya giriyor. Sonra kendime gülüyorum. 11 yaşımda anneme babama yardım ettiğim çocukluğumdan sonra hiç toprağa bir şey dikmediğimi hatırlıyorum. İlla müdür mü olmam lazımmış deyip kendimle dalga geçiyorum. Kitaba dönmem lazım. Ama kızın elimdeki sayfada intihar edeceği kaygısı sarıyor. Telefonu alıp yazmaya başlıyorum. Uzun zaman oldu. Son iç döküşümde kalem kullanıyordum. Teknoloji sağolsun. Sözcükler daha özgür. Cümleler daha ulaşılabilir. Biz daha yabancılaştık. Rüzgar saçıma yeşil yapraklar döküyor. Merdivenler eski bir zamana gider gibiler. Ya da ben öyle