Önsözünde bahsedildiği gibi; Türk dilinin nice güzelliklerini, üstünlüklerini, inceliklerini, ahengini, ne kadar asil ve büyük bir milletin dili oluşundaki göğüs kabartıcı yücelikleri bu kitapta toplamaya çalıştıkları dile getiriliyor. Ve bize de Türk dilinin korunması ve yaşatılması gerektiğini çok net şekilde vurguluyor. Türkçenin nereye gittiğini görmek isteyenler için okunabilecek kaynaklardandır.
Türk milletinin üç kıta üzerinde imparatorluk kurduğu gibi Türkçede imparatorluk kurmuştur. Sayılı bazı diller gibi Türkçede imparatorluk dilidir. Her dil imparatorluk dili olmaz çünkü her millet imparatorluk kuramaz. İmparatorluk dilleri hâkim oldukları topraklardan nasıl vergi, baç, mahsuller alırsa kelimede alır. Aldıkları bu kelimeleri de millîleştirerek kendi kelimelerini yaparlar. Bütün kelimeler milli olamaz ama onun mimarisi ve sesi mutlaka milli olur. Ve imparatorluk dili olan Türkçemiz Özdil olmaz.
Türk dilini hor görmek, hakir görmek, terk etmek büyük bir gaflettir. Çünkü onlar Türk malı olmuş, Türk sanatlarıyla işlenmiş, Türk evine girmiş, duygularımızı işlemiş bu kelimeler bizimlerdir. Verilmezler, atılmazlar.
Ali Şir Nevai, Kaşgarlı Mahmut, Fahreddin Mubarekşah, Fuzuli, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Ömer Seyfeddin gibi birçok kişi Türk dili için, nice zorlu şartlar altında hizmet etmiştirler. Ama cehalet bunların hiç Türkçe yazmadıklarını dile getiriyor. Ve Türk dili için bu yapılanları önemsiz görüp Türkçeyi yıkmak için çalışanların önünü açıyorlar.
Kitaptaki o güzel söz:” Cehalet, geleceği düşünemez ki.”
Kelimeler şunun bunun uydurmasıyla oluşturulmuş boş kelimeler değillerdir. Kelimeler yaratılıp güzelleştirilen, canlı ruhlu ve musikili varlıklardır. Asırların biriktirdiği zengin ve renkli manaları içerir.
Türk milletini içinden yıkmak isteyenler önce dilini