Freud'a ve izinden giden psikanalistlere göre çocukluk, öncelikle, hatta sadece kayıpla tanışma dönemidir. Gelişimimiz dediğimiz şey kayıptan ne anlam çıkarıyorsak odur.
Hicretin dokuzuncu senesinde Bizans imparatorunun Arabistan'a karşı bir seferde bulunmak istediği şâyi olmuş.
Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz de ashâbını techiz olunacak ordu için Allah Celle Celâluhu yolunda teberrüâta da'vet etmiş, herkes kudretine göre teberrüatta bulunmuş,
" Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh de elinde ne varsa hepsini fî sebîlillah vermişti."
Hicretin altıncı senesi Kâbe'yi ziyâret maksadıyla Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashâbıyla radıyallâhu anhum ecmaîn berâber Medine'den çıkmıştı.
Mekke'ye yaklaştıkları sırada mukâvemetle müşkilat çıkarılacağı anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashâbıyla istişâre eyledi.
Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh şu mütalâayı dermiyân etti:
- Ya Rasûlallah bizim maksadımız harp ve darp değildir. Kâbe'yi ziyarettir. Onun için yolumuzda durmakta mânâ yoktur." dedi.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem de bu fikri kabûl ile Hudeybiye musâlahası akd olundu.
Bu muâhede Müslümanlardan ziyâde müşriklerin lehinde gibi görünüyordu. Hz. Ömer radıyallâhu anh bundan son derece muzdarip olmuş, Hz. Ebû Bekir'e gitmiş anlatmış, Hz. Ebû Bekir de O'na:
"Hz. Muhammed bir Peygamberdir. Ne yaparsa Allah Celle Celâluhu'nun emriyle yapar, Allah Celle Celâluhu onun her zaman Nâsırı ve Muînidir." demiştir.
Bilâhare Hz. Ömer radıyallâhu anh de bu muâhedenin hakikaten bir feth-i mübin olduğunu anlamıştı.
"Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim."