Eğer düşünen ve ibret alan kimsenin amacı öğrenmek ve anlamak ise, Allah’ın (a.c.), Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz (Âl-i İmrân, 3/110) âyetine mürâcaat etmeden önce, bir nebî ile arkadaşlık yapmış olup da onlardan [sahâbeden] daha zâhid, daha takvâlı ve daha bilgili bir topluluk olmadığına dair bilgiye ulaşır. Resûlullah (s.a.) ve ashâbının gayesi dünya ve mülk olsaydı, işin başında zühdden bahsederler, hâkim olup gücü ele geçirdikleri zaman da, dünya, mülk ve dünya metaı taliplerinin gittikleri yoldan giderlerdi. Gücü ele geçirdiklerinde, fazla beklemeden sırlarını ve içlerinde gizlediklerini açığa vururlardı. Çünkü âdet böyle cereyan etmektedir ve tecrübeler hep bunu göstermiştir. İnsanları kandırmak için şekilden şekile giren, onlardan korktuğu, çekindiği ve onlara dost görünmek için sabreden kimse, gücü ele geçirip imkân bulduğu zaman değişir, daha önceki hâli ortadan kalkar ve içindeki açığa çıkar. Resûlullah (s.a.) ve ashâbının durumu hiç değişmeden aynı tarzda devam ettiğine göre, araştıran ve düşünen kimse onların gizlilerinin açıkları ve içlerinin dışları gibi olduğunu bilir.
Neticesiz bir aşka verdim gençliğimi
Ne ufak bir temayül ne de bir iltifat gördüm.
Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi
Gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm.
Sayfa 29 - Destek Yayınları, Şubat 2026, 80.-81. Baskı·Kitabı okuyor
Şu âlemin mikyasıyla âlem-i ebedînin şeyleri tartılmaz. Buranın en büyüğü, oranın en küçüğüne muvazi gelemez. Sevab-ı a'mal o âleme baktığı için, dünyevî nazarımız ona dar geliyor. Aklımıza sığıştıramıyoruz.