On sekiz yaşında bir çocuk. Allah ü Ekber... Allah'a (c.c.) şükür hiç "Neden, niçin?" dedirtmedi. Olanda vardır bir hayır. Senden iyisini bilmem, böyle olmalıydı. Birileri yatıyordu, zaten birileri bunu yaşıyordu ama bizim haberimiz yoktu. Şimdi bu sıra bendeydi. Ben birilerine misal olacağım. Zaten ilk şunu dedim: "Ya Rabbi eğer ömrüm var ise birilerinin 'Ya Rabbi elim tutuyor, ağayım tutuyor şükür!' demesine beni aracı kıl. Hiçbir şey yapamazsam şükrüne inşallah beni aracı kıl." O bile bir kazanç mıdır? Evet, kazançtır. Birinin size bakıp da "Şükür Ya Rabbi elim ayağım tutuyor." demesi...
Sayfa 170·Kitabı okuyor
"Kur'anın altı ciheti nuranidir, sıdk ve hakkaniyetini gösterir. Evet, altında hüccet ve bürhan direkleri, üstünde sikke-i i'caz lem'aları, önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn hediyeleri ve arkasında nokta-i istinadı vahy-i semavî hakikatları, sağında hadsiz ukûl-ü müstakimenin deliller ile tasdikleri, solunda selim kalblerin ve temiz vicdanların ciddî itminanları ve samimî incizabları ve teslimleri; Kur'anın fevkalâde, hârika, metin, hücum edilmez bir kal'a-i semaviye-i arziye olduğunu isbat ettikleri gibi..."
Reklam
Kur'an-ı Kerim'de Korku içinde Mısır'dan kaçan Hz. Musa'nın Medyen Suyu'nun başında gidecek bir yeri olmadan otururken hayvanlarını sulamakta zorlanan kızlara (onların Şuayb a.s'ın kızları olduğunu bilmeksizin) yardımcı olması ve çaresizlik içinde "Rabbim, șu anda bana yapacağın her yardıma muhtacım." diye yalvarması sonucu Allah Teâlấnın Hz. Musa'ya hem sığınak hem iş hem de iyi bir aile lütfetmesidir. (Kasas, 22/28) >>>Bu olayda Allah Teala Hz. Musa'ya yardımını ona bir yardım firsat göndererek yapmıştır.<<<< !!!!!! Bizler de hayatımızdaki yardım etme firsatlarina bu gözle bakalım ki Yüce Allah da bize yardım kapılarını açsın..
Mahlukatın her nev'ine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde müretteb olan âsâr-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasib bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi' müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılab-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev'in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılab-ı hakaikın gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, araziyetleri cihetiyle enva'daki mübayenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. Araz cevher olamaz. Demek enva'ının fasîleleri ve umum a'razının havass-ı mümeyyizeleri, bizzarure adem-i sırftan muhtera'dırlar. Silsilede tenasül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir.
Kafkas Cephesi'nde iken Arapça olarak yazdığı 'İşaratü'l-İ'caz adlı eserini bir daha gozden geçirdikten sonra Enver Paşa'nın desteğiyle bastırdı. Eğitime fevkalade önem veren bir komutandı Enver Paşa. Aynı zamanda son derece gözü kara birisiydi. Yaptığı bütün işler "Ya herru ya merru" türündendi Paşa, bir gün Bediüzzaman'ı Genel Kurmay Başkanlığına çağırmış, karargâhta kendisinı göz ucuyla süzen meraklı paşalara "Bu hocayı görüyor musunuz? Şarktaki savaşlarda Ruslara karşı koyan hoca işte budur" demişti. Askeri erkân dağıldıktan sonra Enver Paşa'yla odasında hususi olarak görüşmüşlerdı. Kendisine üç ay ellişer liradan yüz elli lira ve savaşlarda gösterdiğı başarılarından dolayı da harp madalyası verdi. Parayı paşanın ısrarı ile kabul etmişti. Aslında paşanın onu karargahına çağırmasının başka önemli bir sebebi daha vardı. Bunu anlamakta gecikmeyen Bediüzzaman "Paşam, eğer bana dünyevi bir maişet için vazife verecekseniz istemem. İlm ü irfana ait bir hizmet varsa başka. Benim şimdi istirahate ihtiyacım var. Çünkü esarette çok zulüm ve meşakkat çektim" dedi. Enver Paşa, teklifi onaylar tarzda başını salladı. Bediüzzaman da belirli bir süre istirahate çekildikten sonra şeyhülislama bağlı faaliyet gösteren Darü'l Hikmeti'l İslamiye'de görev aldı. Bediüzzaman'ın at sırtında yazdığı İşaratü'l-İ'caz eserini İstanbul'da peş peşe yayımladığı başka eserleri takip etti. İman hakikatlerinin ispatını anlattığı, "Nokta"; ayet ve hadisleri yorumladığı "Sünühat"; insanlığın medar-ı iftiharı olan Sevgili Peygamberimizin peygamber olduğunu ispat eden, "Şuaat"; Kur'an'ın mucize oluşunu anlatan "Rumuz"; Allah'ın birliğini anlattığı "Katre", sosyal meseleler için yazdığı, "Tulûat", ahlaktan ve maneviyattan bahsettiği, "Habbe. Zerre, Şemme ve Lemeat" adlı eserlerini kaleme aldı. Dârü'l
Tarih
Mustafa Kemal'den corinne'e dokuzuncu mektup..
17 mayıs 1915 Maydos Karargahı (Çanakkale) Aziz dostum, Son kartınız, Maydos'a Fethi'nin bir zarfı içinde geldi. Siz ki benim hayatımı takip etmekten memnun olmak istersiniz. Siz ki her şeyden haberiniz olduğunu iddia edersiniz. Nasıl oluyor da benim muharebe meydanında bulunduğumu öğrenmediniz? Bunun benim hatam olduğunu mu söylemek istiyorsunuz? Tabii, değil mi, cidden hayret ettiniz sanırım. Ben Maydos'ta bulunur, gece gündüz düşmanla savaşırım da aziz dostum Corinne bunu bilmez ve kartları ile mektuplarını bermutad Sofya'ya gönderir, bunları da benim yerime hep Fethi Bey alır. Vaziyet Çanakkale Boğazı'nda biraz buhranlı bir hal kesbedince, aziz dostunuz Nuri'nin eski mevkii olan Tekirdağ'a gidip orada bulunan bir fırkamızın kumandasını deruhte etmemi isteyen gayet müstacel bir telgraf aldım. Yeni dostlarıma! veda bile edemeden hemen Sofya'dan ayrıldım, Biliyorum ki bu benim tarafımdan bir nezaketsizlikti. Mısır'a gitmeden ve Kudüs'te istirahate karar vermeden sizde bir akşam yemeği yiyen ve size hararetle veda eden Nuri hiçbir zaman benim gibi hareket etmek istemez. Neyse 24 saatte Tekirdağ'da hazırdım ve bir fırka teşkili ile meşgul oldum. Sonra teşkil ettiğim fırka ile Maydos'a gitmek ve orada bulunan bütün kuvvetlerin kumandasını üstlenmek emrini aldım Bu kuvvetler Çanakkale Boğazı'nı müdafaa eden takriben iki topçu fırkasıydı. İki aydır buradayım ve Çanakkale Boğaza'nı, Müttefiklerin ihraç teşebbüsünde bulunan donanmalarına ve kuvvetlerine karşı müdafaa ediyorum. Bu ana kadar, aziz Corinne, hep muvaffak oldum ve ayı yerde kalırsam, kuvvetle ümit ediyorum ki daima da muvaffak olacağım. Burada benim ismimin duyulmamasına hayret etmemeli, çünkü ben mühim bir muharebenin kahramanı
Sayfa 50·Kitabı okudu
Reklam
Reklam