“İnsan yaşadıkça, deniz kadar, gökyüzünün sonsuzluğu kadar yüce ve güçlü olacaktır.
Çünkü düşünceler sonsuzdur.”
Deniz ve karanın savaşı... Aitlik duygusundan var olmuş ve var olduğundan beri sonu gelmeyen iki büyük düşman ; deniz ve kara...
Lura ördeği ait olmak ve bir yuvaya sahip olmak istemiş ve var olmayan kara parçasını denizin kalbine tüylerinden yuva yaparak yoktan var etmişti. Yani kendi benliğinden bir parçaydı bu yuva ...
Sağlam bir çınar ve kuvvetli bir zemin gibidir yuva. Kara da işte bu zeminden ibarettir. Hem sonsuz bir yuva olmuştur, hem de denizden bir parça.
Bir de bu iki düşmanı çevreleyen koca bir dağ vardır. Yalnız bir dağdan ibaret olmayan Ala Köpek Dağı... Yalnız bırakmayan bir yol arkadaşı, yuvayı hatırlatan derin bir sembol ve deniz ile karayı ondan birer uzuvmuş gibi sarmalayan bir dağ...
Bu hikayede nasıl deniz ile karanın çarpışması var ise insan aklı ve doğanın benliği de vardır. İnsanın fedakarlığı, korkusu, sevgisi ve öfkesi bu doğa içinde sanki bir sınava tabi tutulacaktır. Önce fırtınalar içinde alabora olurcasına mücadele verilecek, daha sonra ise etrafı kaplayan salgın bir hastalık gibi sis yollarını kesecekti.
Küçük bir sandal içinde yaşamlar, ümitler, geceleri düşleri süslen hayaller vardır. Başlangıçta etraf uçsuz bucaksız su ile kaplıydı. Dağlar evreni kuşatmış, dalgalar öfkelenmiş, dipsiz denizde kayık kendisini rüzgarın kollarına bırakmıştı.
Ne karaya vuracak bir parça toprak vardı ne de evin yolunu gösterecek bir Ala Köpek Dağı.
Şimdi Lura ördeği ile bu kayık içindeki çaresiz hayatların ne farkı vardır ki?
“Kader! Ah kader! Kimse kaderinden kaçamaz. Bunu biliyoruz. Kader kaderdir. İster kabul eder, ister etmezsin..”
Bu insanların verdiği savaş, değişmez ve kaçınılmaz olan denizin kalbinde yaşanmıştır. Fakat değişebilecek