Bu Roman'ın hikayesi meçhul bir Şehzade'nin Deli Kurt'a dönüşüp daha sonra ise yiğit bir sipahi olarak serpilmesi ile başlıyor.
Daha dünyaya gelmemiş iken babası taht ve can mücadelesi veriyordu. O ise kaderine hazırsız beklemekteydi. Açtığı bir çift gözü ise çoktan yetimliği bilmiş, küçük yaşında öksüzlüğü tatmıştı.
Fakat o bir Osmanoğlu’ydu. O yağız bir sipahiydi. Deli Murat, Deli Kurt idi.
Romanın faslında fetret devri anlatılır. Bu devir ise Mehmet Çelebi, 2.Murat ve talihsiz İsa Çelebi gibi suretleri ve mücadeleleri anlatıyor. Sanki narin ezgili, ama keskin ve dokunaklı bir masal gibi...
Bu mücadele ve suretler içinde ise, İsa Beyin meçhul oğlunun dramı sizi etkileyen en önemli kısım olacaktır. Murat şehzadenin yani Namı değer Deli Kurdun dramı... Savaş ve tutsaklık hikayelerini işte bu karakterde öğrenmiş sayacaksınız kendinizi.
Bu oğul her şeyden biçare habersiz kahramanlığı ile bu savaş ve tutsaklığın bin türlüsünün üstesinden gelebilmişse de, en büyük kaçınılmazı olan, tek tutsaklığından galip çıkamamıştır.
Çarpıştığı onca düşman, er meydanında yere devirdiği onca sırt, at üstünde dört nala koştuğu onca zorlu yol ve aştığı sarp dağlardan sonra bu tutsaklık, gönül tutsaklığıydı. Öyle bir sevdaya düşmüştü ki, Deli Kurdun mecali kalmamış, eli kılıç tutmaktan yoksundu artık. İşte o amansız tutsaklık, bir bahar mevsiminin serin gecesinde, Gökçen Pınarının yanı başında başlamıştı. Anlatılan o kısa masal ile...
Bu masal talihsiz bir şehzade ile güzeller güzeli bir Gökçen kızın gönül hikayesiydi. İki aşık kavuşamıyor, şehzade kahrından ölüyor, bunu duyan Gökçen kız ise gözlerinden akan yaşlar ile sır oluyordu. Akan yaşlar çorak tepeleri eritiyor , her yeri yeşil ovalara çeviriyordu. Masalın esas kısmı ise bu yaşlardan sonra meydana gelen Gökçen Pınarını