Aslı Nur

Dursun Gürlek / Dersaâdet'te Ramazan Akşamları
Puan vermedi·392 syf.··
2023 11. kitabı
Dursun Gürlek "Nerede o eski ramazanlar!" şeklinde geçmişe duyulan özlem ile birlikte kurulan bu mahzun cümle daima dilimizde bir yakarış olarak vuku bulmaktadır. “Dersaâdet'te Ramazan Akşamları” ise bu yakarışlara cevaben biraz hasret giderme görevi biraz da biraz da o eski ramazanlara daha yakından şahit olma şansı sunuyor. Eserinin büyük bir kısmını yazarların, şairlerin ve edebiyatçıların ramazan hakkında yazmış oldukları hatıralar teşkil ediyor. Dursun Gürlek ise bu yazıları tasnif etmiş ve bir nizam içinde okuyucularla sunmuştur. Sunulan bu hatıralar renkli ve çeşitli kaynaklardan derlenmiş olduğundan kendi deyimi ile bir “Ramazan Edebiyatı” ortaya çıkarmıştır. Bu çeşitliliğe kaynaklık eden isimler arasında, başta İstanbul hanımefendisi olarak bilinen Semiha Ayverdi de vardır. Yahya Kemal, Necip Fazıl, Refik Halid, Tevfik Fikret, Mehmed Akif ve daha nice yazarlarımızdan oluşan bu listede kıymetli yazı ve şiirler bulabilirsiniz. Yazıların önemli hatlarını oluşturan başlıca konular arasında şunlar vardır; İstanbul'daki eski ramazanlar, ramazanların genel hususiyetleri, iftar ve sahur sofraları, ramazanın kadim parçaları olan, karagöz ve meddah sadece birkaçıdır. Her başlık altında ayrı ayrı ilgili olduğu konuya derin bir şekilde değinilmiş ve örnekler verilerek samimi bir ortam sağlanmıştır. Ben özellikle bilinmesi gereken birkaç konuya değinmek istiyorum. Bu konulardan birisi eski ramazanlardaki hususiyetlerdir. Ramazanın gelişi ve Hilal Ayının görülmesi hususuna değinilir. Hilal Ayının görüldüğü ilk gece ramazanın bir nevi habercisidir. Hilal’in yolu, büyük bir özlemle gökyüzüne dikilen gözler ile beklenir. Daha sonra minarelerde kandillerle verilen işaretlerde tüm şehrin ve her Müslümanın haberi olur. Artık ramazan gelmiştir. Ramazan gecelerinde ise semayı kandil ve
Dersaadet'te Ramazan AkşamlarıDursun Gürlek · Timaş Yayınları · 201866 okunma
Reklam
Puan vermedi·400 syf.··
2023 10. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2023 18:17
İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ / CHARLES DİCKENS "Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..." iki şehrin hikayesi Londra ve Paris … Yalnızca iki şehrin değil ihtilalin , burjuvanın ,Fransız devriminin ve o dönemde yaşamış halkın hikayesi aynı zamanda. Roman tarihi bir zemin üzerine yayılarak yazılmış bu yüzden ana hatlarını tarihten sahneler oluşturmakta. Fakat Klasik tarih kitaplarının bize vermediği yoksulluğu, nefretİ, acıyı birey içi psikolojileri veriyor . Bunların her biri dolu dolu bir eser okumakla beraber biz okuyuculara cevap arama imkanı da sunuyor. . Bu zemin üzerine kurulu olan roman doktor Manette, kızı Luice ve Darnay'ın hikayeleri üzerinde anlatılıyor. Adaletin olmadığı, kadınların göze battığı, burjuva ve aristokrasinin çatışması arasında kalan biçare çırpınmakta olan bir halk…Açlık, sefalet ve her gün suçsuz yere idam edilerek rüzgarlarla süzülen cansız bedenleri içinde yaşayan şehirler… Tüm bunların arasında kurgusal karakterler ile ele alınan duygusal olaylar fazlasıyla etkileyici. Özellikle Sydney in aşkına değinmek isterim. Fedakarlığı ve salt sevgiye sahip bu karakter o kadar kıymetli hisler uyandırıyor ki sevgisi için kendi hayatından vazgeçmesinden daha öte bir şey olduğunu anlayabiliyorsunuz . Ben Sydney karakterini Quasimodo'ya benzettim . Çünkü o da yaşamını Esmeralda'nın ölüsü yanında ölümü bekleyerek bir katedralin mahzenin de feda etmişti . Sydney in ölümden önce son söylediği cümleler de bu yüzden fazlasıyla anlamlı. "Bu şimdiye dek yaptığım en iyi, en doğru şey ve bu yolun sonu, şimdiye dek hiç bilmediğim kadar
Dünya Klasikleri
İki Şehrin HikayesiCharles Dickens · Ares Kitap Yayınları · 200976,5bin okunma
Korkuyu Beklerken
Puan vermedi·196 syf.··
2023 6. kitabı
Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken ''Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı." Bu cümleleri hayatı boyunca dilinden dökülmüş, daima okuyucusuna seslenmiş, bulunmak, anlaşılmak ve fark edilmek istemiştir Oğuz Atay . Fakat çağrısı cevapsız kalmış yazılarını okuyanlar onun bir ruh hastası olduğunu söylemişlerdir. Ne yazık ! Korkuyu Beklerken adlı eserindeki her bir hikaye sonrası kendime Oğuz Atay kimdir sorusunu sorarken buldum . Ve bu düşüncelerin tamamen zıttı cevaplar ile karşı karşıya geldim. Oğuz Atay hayatta olduğu süre zarfında fark edilmeyen ve ne yazık ki hak ettiği değeri görmeyen bir yazardır. Berna Mora'nın da dediği gibi Oğuz Atay söyledikleri ve söyleyiş tarzıyla tam bir başkaldırıydı. Belki de bu yüzdendir okuyucusu ile arasındaki aşılmaz sarp dağlar.. Korkuyu Beklerken adlı eserinde bulunan hikayelerini okuduktan sonra fark ettim ki onun üslubu katlanılması(anlaşılması) gereken bir gülün dikeni gibiydi . Fakat bu dikenlere katlanmadan önce ilk olarak onun sanatı ve içsel dünyası anlaşılmalıydı. Yoksa her fırsatta seslendiği biz okuyucuları onun sanatının ve eserlerinin kıymetli bir gül olduğunu anlamamız her zaman oldukça güç olacaktır. Ve evet gülü seviyorsak eğer Oğuz Atay'ın kalemindeki o melankoliye, kaçış duygusuna, koyu bir yalnızlığa katlanmak ve en önemliside anlamaya çalışmak için çabalamak gerekir . Tüm bunlarla birlikte sıkça kullandığı iç monolog ve bilinç akış tekniklerini sindirmemiz güç olsada onu özel kılan da bu tekniklerdir. Bunu da fark edip o farkındalık ile eserlerini okumalıyız. Bir hikayeden diğer bir hikaye her geçişimde kahramanların dünyasını, hislerini, hızlı akan zamanı duraksayıp anlamam için kendime zaman verdim. Belki yarım bırakma düşüncesi ile karşı karşıya geldim ki bunun aksinin
Postmodern
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
ᴅᴇʟɪ̇ ᴋᴜʀᴛ / ʜ. ɴɪ̇ʜᴀʟ ᴀᴛsɪᴢ
Puan vermedi
Bu Roman'ın hikayesi meçhul bir Şehzade'nin Deli Kurt'a dönüşüp daha sonra ise yiğit bir sipahi olarak serpilmesi ile başlıyor. Daha dünyaya gelmemiş iken babası taht ve can mücadelesi veriyordu. O ise kaderine hazırsız beklemekteydi. Açtığı bir çift gözü ise çoktan yetimliği bilmiş, küçük yaşında öksüzlüğü tatmıştı. Fakat o bir Osmanoğlu’ydu. O yağız bir sipahiydi. Deli Murat, Deli Kurt idi. Romanın faslında fetret devri anlatılır. Bu devir ise Mehmet Çelebi, 2.Murat ve talihsiz İsa Çelebi gibi suretleri ve mücadeleleri anlatıyor. Sanki narin ezgili, ama keskin ve dokunaklı bir masal gibi... Bu mücadele ve suretler içinde ise, İsa Beyin meçhul oğlunun dramı sizi etkileyen en önemli kısım olacaktır. Murat şehzadenin yani Namı değer Deli Kurdun dramı... Savaş ve tutsaklık hikayelerini işte bu karakterde öğrenmiş sayacaksınız kendinizi. Bu oğul her şeyden biçare habersiz kahramanlığı ile bu savaş ve tutsaklığın bin türlüsünün üstesinden gelebilmişse de, en büyük kaçınılmazı olan, tek tutsaklığından galip çıkamamıştır. Çarpıştığı onca düşman, er meydanında yere devirdiği onca sırt, at üstünde dört nala koştuğu onca zorlu yol ve aştığı sarp dağlardan sonra bu tutsaklık, gönül tutsaklığıydı. Öyle bir sevdaya düşmüştü ki, Deli Kurdun mecali kalmamış, eli kılıç tutmaktan yoksundu artık. İşte o amansız tutsaklık, bir bahar mevsiminin serin gecesinde, Gökçen Pınarının yanı başında başlamıştı. Anlatılan o kısa masal ile... Bu masal talihsiz bir şehzade ile güzeller güzeli bir Gökçen kızın gönül hikayesiydi. İki aşık kavuşamıyor, şehzade kahrından ölüyor, bunu duyan Gökçen kız ise gözlerinden akan yaşlar ile sır oluyordu. Akan yaşlar çorak tepeleri eritiyor , her yeri yeşil ovalara çeviriyordu. Masalın esas kısmı ise bu yaşlardan sonra meydana gelen Gökçen Pınarını
Tarih
Deli KurtHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202019,7bin okunma
Sergüzeşt-i Ali Bey
8/10
·169 syf.··
2020 7. kitabı
𝙽𝙰𝙼𝙸𝙺 𝙺𝙴𝙼𝙰𝙻 / İ𝙽𝚃İ𝙱𝙰𝙷 "𝘏𝘶𝘻 𝘮â 𝘴𝘢𝘧𝘢 𝘥𝘢'𝘮â 𝘬𝘦𝘥𝘦𝘳." (" 𝘚𝘢𝘯𝘢 𝘩𝘶𝘻𝘶𝘳 𝘷𝘦𝘳𝘦𝘯 ş𝘦𝘺𝘪 𝘢𝘭 , 𝘬𝘦𝘥𝘦𝘳 𝘷𝘦𝘳𝘦𝘯 ş𝘦𝘺𝘪 𝘣ı𝘳𝘢𝘬. ") Hep hazin sonlar vardır deriz ya hani, içinde beklenmedik haller, pişmanlıkar, acılar ve kaybedişler barındıran o hazin sonlar… Bir de bu sonlara sürüklenişin içerisinde çıkılmak istendiğinden sapılan kestirme yollar vardır. Türlü çıkmazları olan bu yolların ketirmesinin çıktığı tek yol, acı dolu bir hikayedir. İşte bu acı ve hazin sonun başlangıcı İntibah’ın ilk sayfalarında kendini göstermeye başlamıştır. Genç ve tecrübesiz yirmi birinde bir delikanlı olan Ali Bey, yılan diye nitelendirilen Mahpeyker tarafından mezarın ölü vücudu kucaklayışı gibi egemenliği altına alınmıştı ve bu tutsaklığın son bulması için bir hayli ağır ve zor bedeller ödenmesi gerekecekti .Ali Bey‘in kurtuluşu ne kendisi ne de bir başkası olacaktır. Onun için asıl kurtuluş gerçek sevda olan Dilaşuptur. Siz diyin kurtuluş biz diyelim sevda... Dilaşup Ali Bey için baharın mehtabında göz kamaştıran bir hale, İstanbul’un Galatası, Çamlıcası ve bahar mevsiminde esen serin bir meltemdir. Yani Buhranından kurtulmak için güneşin doğmasını bekleyen bir hastadır Ali Bey… Nedim demek İstanbul ise Ali Bey kelamı da Dilaşup’a çıkmaktadır. Fakat o Yüreğinden yazmıştır şiirlerini Dilaşup’a. Esir olduğu mezarlıktan, bütün güzellikleri ayaklar altına seren Çamlıca tepesine çıkıvermiştir Dilaşup ile… ‘’𝘚𝘦𝘯, 𝘢𝘵𝘦ş! 𝘺𝘢𝘬𝘵ı𝘯, 𝘻𝘢𝘵𝘦𝘯 𝘺𝘢𝘯𝘮ış 𝘰𝘭𝘢𝘯 𝘨ö𝘯𝘭ü𝘮ü. 𝘠𝘦𝘯𝘪𝘥𝘦𝘯 𝘩𝘦𝘷𝘦𝘴𝘭𝘦𝘯𝘥𝘪𝘳𝘥𝘪𝘯 ş𝘶 𝘬𝘦𝘯𝘥𝘪𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘶𝘵𝘢𝘯𝘮ış 𝘨ö𝘯𝘭ü𝘮ü.’’ Bir bülbül düşünün sahte fakat güzel görünümlü bir güle kanan bülbül. Gül sandığı sarmaşığın sonunu getireceğini bilmeden ona teslim olan bir bülbül . Nereden bilecekti gül suratine bürünmüş bu sarmaşığın başa gelecek en büyük ceza olduğunu. Nasıl bilebilecekti Mahpeyker denilen vicdansız kadının
Edebiyat & Roman
İntibahNamık Kemal · Olympia Yayınları · 202049,2bin okunma
Reklam