Mustafa bey yere kök salacak gibi ayaklarını iki çatal açıyor. Kollarını da uçacak gibi göğe açıyor. Sonra yere yatık olarak uzatıyor kollarını. Yuvarlak,ağır bir şey kaldırır gibi hafif çöküyor. Arada kollarını yuvarlıyor. Kocaman bir şeyi kucaklıyor. Gerçekte kucaklamıyor ama bunu sezdiriyor. Kucakladığı şeyi götürüp yandaki bir tümseğe koyuyor. Okşuyor elleriyle. Ellerini resim yapar gibi devindiriyor. Çocuklara gözleriyle soruyor: "Acaba nedir bu koyduğum?"
"Güüüp, bekmez güpüüü!" diye bağırıyorlar.
Ben gösterişli yapılar,öyle sütunlu,alınlıklı konaklar yaptırmıyorum! Yurtdışından ustalar getirtmiyorum.Köylüyü tarımdan asla kopartmıyorum.Tarımı boşlayan toprak sahipleri yüzünden açların sayısı o kadar çoğaldı ki,işliklerimizde,fabrikalarımızda çalışanlar yalnızca bir lokma ekmek peşinde dolaşan yoksul aç köylülerdir; onların da karınları buralardan doyuyor.
İnsanların bize iyilik yapması için,bizim insanlara iyilik yapmamız gerekiyor dedik. İşte bu nokta,insanın neyi bilmesi gerektiğine dair bilginin başlangıcıdır.
"Ama babacığım,insan hiç torununun nüfus kağıdını alır mı?" dedim.
"Bıkkın bir tavırla elini salladı ve:
"Ne olmuş sanki?diye mırıldandı,"Hepsi devletin kâğıdı değil mi?"