Arapça Kur'an'dan başkasını okumaya muktedir olmak iktidardan sayılmaz ve bununla insan ümmi olmaktan kurtulamayacağından namazını ümmiler gibi herhangi bir şey okumadan kılar ve bu arada da Arapça Kur'an öğrenmek üzerine vacip olur.
Bağlıları arasında Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve Vezir Memduh Paşa'nın bulunduğu Mustafa İsmet Efendi'nin hizmet halkası, Nurullah Efendi, Ali Rıza Bezzaz, Ahıskalı Ali Haydar Efendi vasıtasıyla devam ettirilmiştir.
Hakikat ilmi derya, zahiri ilim de o deryanın kenarı mesabesindedir. Derya ortasında dalgıçların ne çıkardıklarını sahilde bulunanların anlamasının imkanı olmadığı gibi, zahiri ilimle hakikat ilmini anlamak da mümkün değildir.
Eba Hureyre'den gelen bir haberde şöyle denilmektedir: "Ehlüs-suffe'den yetmiş sahabe gördüm, tek kat elbise içerisinde namaz kılıyorlardı. Kiminin elbisesi diz hizasına zor ulaşıyor, kimininki ise biraz daha uzun. Rükua giderken avret yerlerinin açılacağı korkusundan elleri ile elbiselerini tutuyorlardı." Bazı alimler, "Bu sahabilerin iki kat elbisesi ve iki çeşit yemeği bir arada asla olmadı." demişlerdir. Ama bunlar uhrevi hedef doğrultusunda asla bu durumlarını mazeret olarak ileri sürmemişler, ona takılıp kalmamışlar ve Peygamberin etrafında pervane olup manevi hedeflerine kilitlenmişlerdir. Cünkü onlar, "Ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz." diye buyrulan kimselerdendir.
Allah Resulüne ait kabrin vücuttan hali olduğu vesvesesi hatıra gelebilirse de onu yenmek ve kovmak lazımdır. Peygamberlerin cesetleri kabirlerinde sabit ve kararlı haldedir. Bu nokta hadislerle ispatlıdır.