Bir konferansımda, İzmir'de biri kalktı ayağa, bana dedi ki: «— Müçtehid devrimizde gelebilir mi, gelemez mi?» Ona şu cevabı verdim: «— İçtihad yolu açıktır. Fakat, şartları o kadar uzaklaşmıştır ki, hemen peşin söyleyeyim artık gelemez! Şu sebepten gelemez; bir Arap atı düşünün, bu at bir atlıkarınca kadar küçülmüştür. İşte bu Arap atının, atladığı yükseklik de ortada duruyor. Atlat bakayım karıncaya! Karıncanın atladığını göreyim, içtihada evet diyeyim!»
Seyyid ve şeriflerden biri cezalandırılacaksa evvela başındaki emirlik alâmeti olan yeşil sarık alınır ve öpülür, sonra suçlu yatırılıp dayak atılırdı. İdama mahkûm olanlar da ancak nakibüleşrâfın emriyle idam olunurdu. Osmanlı İmparatorluğu üzerine gözlemlerde bulunmuş olan Paul Rycaut, kitabında seyyidlerden sözederken Türklerin, peygamber neslinden gelmelerine rağmen bunların suistimallerine kesinlikle göz yummadıklarını ve bunlardan biri cezalandırılacağı zaman başından koyu yeşil sarığın çıkarıp, daha sonra acımadan dövdüklerini anlatmaktadır.