İkinci Mahmut’un son yıllarında bir uyanık mutlakiyet kisvesi giymiş ve onu Meşrutiyet idaresi takip etmiştir ikinci Abdülhamid devrinde de mutlak yet demek doğru olmaz her yıl muntazam meşhur olunan devlet yıllığının başına kanuni esasi(Anayasa) metninin konduğuna göre bu devre meşrutiyetin meclissiz devri demek doğru olur.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Eski kaçgöç devrinin kadın hayatı da garabetlerle dolu hoşça bir sohbet mevzuudur. Mesela İstanbul'da, Fatih'ten Abdülhamid devri sonlarına, Meşrutiyet'e kadar kadınlar, tek veya iki üç çifte kayıklara erkeklerle beraber binemezlerdi. Yasağın konulmasına sebep, bazı hafifmeşrep nazenin taze kadınların kayıklarda, kırıkları olan erkeklerle buluşmalarına mâni olmaktı. Bazı kayıkçılar bu oynaşmalara göz yumma karşılığı devletçe tespit edilen narhtan kat kat üstün para kopardıkları için yasağa rağmen kayıklarına erkekle beraber kadın alırlar, görülüp de niçin aldığı sorulunca "Erimdir' dedi, aldım" derlerdi..
Sayfa 61 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
AFGANİ'NİN YOLUNDA!
Cemaleddin Afgani görünüşte İslam Birliği tezini savunuyordu. Fakat muhipleri ve kendisinin politikaları Pan-Arabizm davasına hizmet veriyordu. Onun bu siyaseti İngilizlerin Osmanlı ülkesinde yürüttükleri Pan-Türkizm ideolojisinin tam zıttı idi. Oysa her ikisi de İslam Birliği'nin yıkılmasına ve İngilizlerin arzularına yarıyordu. Nitekim Afgani'yi sevenler ister Pan-İslamist, ister Pan-Türkist, ister bölücü, isterse dinsiz olsunlar bir araya gelmekte asla zorluk çekmiyorlardı. Öyle ki Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Lawranceler, Yahudi Karasular, Ermeni Aramlar, Bulgar Sandanskiler ile birleşen bu türedi örgütler, Sultan il. Abdülhamid'i devirecek ve İngiltere'ye bayram yaptıracaklardır. Afgani ve talebeleri sadece Pan-İslamizm kisvesi ardına gizlenip ırkçılığı körüklemiyordu. Bunlar Osmanlı'nın altı asırdır yaymakta ve yaşamakta oldukları İslam inancının da hasmı idiler. Nitekim bunu vurgulayan en açık ifadeleri, "Osmanlıların İslam'ı geriletti­ği" iddiasıydı. Şöyle diyorlardı, "Önceleri İslam, güzel ve mükem­mel bir medeniyet olup, ilim, şiir, sanat ve keşifler barınağı iken Osmanlı'yla beraber ona gerileme, cehalet ve kısırlık girmiştir. Osmanlılar elinde İslam donmuştur. Ona yeniden hayatiyet kazan­dırmak gerekmektedir. Bu da ancak Peygamber devrine dönmekle mümkün olabilecektir." Böylece bin üç yüz yıldır devam eden Ehl-i Sünnet akidesini, yüzlerce İslam devletinin oluşturduğu kültürü, medeniyeti, yazılan eserleri bir kalemde yok ediyorlardı. Peygamber devri dedikleri ise İngilizlerin Beyrutlu papazlara hazırlattıkları sinsi fikir ve düşüncelerden veya kendi indi mütala­alarından başka bir şey değildi. İslam imiş devlete pa-bend-i terakki Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı Batılı ajanların bu telkinleri birtakım Arap müellifler üzerinde de tesirini
Büyük Türk ırkının bütün kolları, dal ve budakları ve yeryüzünde yayılışı içinde, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki Osmanoğulları en sağlam ve en büyük bir devletin kurucusu olmuşlardır. Altı asır Türklüğü ve Türk medeniyetini yeryüzünde tek başına temsil etmiş olan pek azametli bir devlettir. Bu imparatorluk 19. asra kadar merkezi bir mutlakiyet-i mutlaka (monarchie absolue) olarak devam etmiştir. II. Mahmud’un son yıllarında bir uyanık mutlakiyet kisvesi giymiş ve onu Meşrutiyet idaresi takip etmiştir. II. Abdülhamid devrine de mutlakiyet demek doğru olmaz; her yıl muntazaman neşrolunan devlet yıllığının başına “Kanun-ı esasi” (Anayasa) metninin konduğuna göre bu devre, “Meşrutiyet’in meclissiz devri” demek doğru olur.
Sayfa 16 - DK·Kitabı okudu
Tarih
5. Murat devri medreselileri… Nereden nereye…
Medrese öğrencileri bile, İslâm'ın tavsiye ettiği "meşveret" in gerçekleştirilmesi olarak gördükleri Kanun-ı Esasi'den yanadır. Demek ki her şey olumlu gözükmektedir. Ama hiçbir şey beklendiği gibi gelişmez.
Sayfa 62 - İletişim Yay.
Tarih
II. Abdülhamid zamanında matbuat sıkı bir sansür rejimi altında tutulduğu için devrin edebiyatçıları ve yazar çizer takımı —aynı bugünleri hatırlatır bir ağırbaşlılık ve "Ağır ol molla desinler" ciddiyeti ile— "tahdiş-i ezhânı mücip bir fitneye" (zihin karıştırıcı bir kışkırtmaya) vesile olmamak için kuşlardan, kelebeklerden, sevdanın binbir çilesinden ve çiçekler aleminin harikulade zenginliğinden dem vururlardı ki bu döneme edebiyat tarihimizde kısaca "Servet-i Fünun" devri adı verilmiştir. Bakıyorum da bugünlerde yeni bir Servet-i Fünun heyecanı bütün mizah odaklarını büyülemiş bulunuyor. Oysaki ortada ne "burun, yıldız, Midhat" gibi kelimelerden huylandığı zannedilen bir Abdülhamid saltanatı ne de "Kaşın üstünde göz var yazdın" gerekçesiyle basının ümüğünü sıkan bir sansür rejimi var; o halde bu manidar suskunluğu ne ile izah edeceğiz?
Sayfa 208 - Doğrusu Bu Kadar Ciddiyet Bize Hiç Yakışmıyor | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan