Öyle haklısın ki Selçuk ablam
Evet bir amatör gibi yaşamak hayatı... Her şeyi didik didik etmek, kök nedenlere inmeye uğraşmak, görünüşlerin arkasındakileri araştırmak ve öğrenmekten, gerçeklere varmaktan çok yutmamak, yutturulmamak çabasında olmak, bunu bir alışkanlık, davranış haline getirmek, çok şey kaybettiriyor bize.
Sayfa 603·Kitabı okudu
Ablam önemli günlerde hep olduğu gibi yine numarasını yaptı, onu aynı gün aradığımız halde, olanları herkesten sonra duyduğu için bizi suçladı, orada olmadığı için kendini suçladı, sanki daha erken gelse bir şeyi değiştirebilirmiş gibi, "Babamı bu şekilde kaybet­mek, anlayacak zamanım olmadan," diyordu, sanki anlayacak bir şey varmış gibi, "Onunla vedalaşacak zamanım ol­madan," diyordu, sanki bu şekilde gidenlere elveda denebi­lirmiş gibi. Babasıyla özel bir ilişkisi olduğunu iddia eden ablam; sanki o babayla özel bir ilişki kurmak mümkünmüş gibi..
Sayfa 18·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Birine, bir çocuğa "Ne akıllısın!" demek korkunç bir şey. İnsanı ömrü billah sersem etmenin en etkin yolu... Böylece rahat ve sıradan şeyler yapabilme şansı tümüyle elinden alınmış olur. Benden yaşça büyük bir ablam vardı. Evin akıllısı söylene söylene yaşamı zehir edilmişti. Bugüne dek ne bir mektup yazabildi ne dolu bir sınav kağıdı verebildi ne de orta zekâda bir kimsenin bile ister istemez gelebileceği bir yere geldi. Akıllıydı ne de olsa... Saçma sapan, hatta bırakın saçma sapanı; eli yüzü düzgün, normal bir mektup, onun gibi birine yakışmazdı. Sanatsal bir şeyler olmalıydı -
Sayfa 28 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Teşbihe Bayıldım
En büyük ablam burnunu yaptırdığında, ailem hadım edilmiş gibi hissettim. Burnumu kabul ettiğim ve onu bir yük olarak değil, bir miras olarak taşımaya yemin ettiğim gün, kendi imgemin kontrolünü geri aldığım gündü.
Sayfa 103 - Livera Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Tek hayırla yâd ettiği kişi, onu darp edilirken gardiyanların elinden alan, kitaplar veren cezaevi öğretmeni. Said Nursi'nin Sözler kitabını, Tolstoy'un, Dostoyevski'nin, Necip Fazıl'ın kitaplarını okumaya başlamış sonra. Ona olanları unutturmuş okumak bir nebze de olsa, tesellisi olmuş yazılanlar. Hızla büyütmüş çocuğu hayat. İdam cezası aldığında maddi manevi çöküntü içinde olduklarından yanına gelemeyen ailesiyle bile paylaşamamış duygularını. Umursamamış da zaten, dalga geçiyorlar sanmış, öyle akıl dışı çünkü böyle bir ceza. Normal eşiğinin çoktan aşıldığı bir ortam. 'Devlet beni büyük gördü büyük suçlar isnat ettiyse ben de büyük gibi davrandım, dik durmayı cevap yetiştırmeyı altta kalmamayı ogrendim zaman içinde! diyor Yakup. Kamuoyunun çok yakından bildiği 'Manisalı Çocuklar'la mahkemelerinin hep aynı güne denk gelmesi, onlardan yaşça küçük olduğu ve benżeri bir suçlamayla -gösteriye katılmak- yargılandığı halde onların geniş bir sanatçı, yazar ve entelektüel desteğiyle tahliye olması Yakup'u derinden sarsmış. Mahkemede "Hâkim bey dışarıda benim için gelmiş olan Türkan Şoray ablam, Yılmaz Erdoğan abim yok ama yine de tahliyemi istiyorum." demiş çocukça.
"Onları diğerlerinin arasından seçip anlaman imkânsız" "Cık. Değil." "Nasıl değil? Nasıl anlayacaksın, Melih?" "Sen uçlarını yıldız şeklinde sıkıyorsun. Ablam ve Sıla annemin onlara öğrettiği gibi sıkıyor. Bir de senin mantıların onlarınkinden daha küçük oluyor." "Melih... Bunu nasıl bilebilirsin ki?" "İzlemiştim seni bir gün. Oradan biliyorum."
Sayfa 397·Kitabı okudu
Alıntı