Kamusal gerçeklik, herkesin dış dünyanın ne olduğuna dair vardığı fikir birliği, bana benim için neyin önemli olduğunu ya da kendi varlığımın kanunlarına uygun yaşamak için neler yapmam gerektiğini söylemeyi başaramıyordu. Acaba görmezden gelemeyeceğim mahrem bir gerçeklik, bilmekten ziyade hissetmekle ilintili bir gerçeklik olamaz mıydı?
Işık -Düsmanlığı . - Bir kimseye kesin anlamıyla asla hakikat hakkında değil, her zaman yalnızca hakikat olasılığı ve onun dereceleri hakkında konuşabileceği açıkça anlatıldığında, genellikle bunu öğrenen kişinin gizlemeye gerek duymadığı sevincinde, insanların tinsel ufkun belirsizliğini ne çok sevdikleri ve ruhlarının derinliğinde belirlenmişliği yüzünden hakikatten nasıl nefret ettikleri keşfedilebilir. - Bunun nedeni günün birinde hakikatin ışığının kendi üzerlerine de çok parlak düşmesinden, hepsinin de gizliden gizliye korkuyor oluşu mudur acaba? Bir şeyler anlatmak istiyorlardır da bunun sonucunda, ne oldukları tam olarak bilinemez midir? Yoksa sadece çok parlak ışıktan duyulan ürküntü müdür bu, onların kararan, kolaylıkla kamaşan yarasa-ruhlarının alışkın olmadığı ve bu yüzden nefret etmek zorunda kaldıkları?
Şüphesiz ki kızım aşkların en güzeli Yaradan'ın elinden çıkmış adam ve kadının aşkıdır. Onlar için bir cennet yaratılmıştı. Masum ve ölümsüzlerdi. Ruhen ve bedenen mükemmellerdi. Uyumları kusursuzdu. Havva, Adem için; Adem de Havva için yaratılmıştı. Onlar bile bu mutluluğu sürdüremedilerse onlardan sonra acaba hangi çift bunu başarabilir?
Kanayan zavallı gönlüm gül tomurcuğu gibi
Kırmızı yaprakları birbirinin üzerine kapanmış
İlkbaharın binlerce defa esen rüzgarlarında
Acaba açılıp da gül olabilecek mi?
~Babür Şah...
Sıhhiyeciler Warner’e iki kez yulaf bulacı vermeyi denediler ama o da midesinde durmuyordu . Marie-Laure ile yediği şeftalilerden beri midesini hiçbir şey tutamıyordu eğer bir şey yemezse öleceğini biliyordu ama yediği vakitte ölecekmiş gibi oluyordu . Ya Marie-Laure? Parmaklığın arasındaki içtenliği yakalamak için onu sıkı sıkı tutan ellerinin baskısını o da hissediyor muydu acaba?
Tarlanın ötesinde, bir Amerikalı, bir çocuğun hasta çadırını terk ettiğini ve ağaçların arkasına doğru gittiğini gördü.
Doğruldu. Elini kaldırdı.
“ Dur” diye bağırdı.
Ama Warner tarlanın kenarına kadar gelmişti. Üç ay önce kendi ordusunun döşediği tetik mayınının üzerine bastı ve bir toprak fıskiyesinin arasında kayboldu.