"Ve işine son verilmiş," dedim acı bir gülüşle. "Böyle olur çünkü bir yerde
torpil varsa orada adalet yoktur. Yani dünyanın hiçbir yerinde adalet yoktur."
Kıbrıs davasında hemen her devlet, dost ve müttefik sandıklarımız bile aleyhimizde olmasına rağmen işte 100.000 Türk, 400.000 Rumla boğuşuyor. Bu oransız vuruşmada yenilmeyişinin sebebi anayurdun kendisini desteklediğini bilmesidir. Hele bu destek, kritik anda Erenköyü'nde yapılan hava saldırısı gibi olunca Kıbrıs Türkünün savaşı daha yıllarca sürer: Türk birlikleri Kıbrıs-a çıkıncaya veya Selânik'e girinceye kadar...
Kerkük Türkü'nün de desteğe ihtiyacı var. Üstelik Kerkük Türkü daha da talihsizdir. Nasıl talihsiz olmasın ki Barzânî adında bir Kürt eşkıyası devlet kurmaya ve Kerkük Türklerine azınlık hakkı vermeye kalkıyor. Kurtu-luş Savaşı'ndaki bir türkü, Yunan gibi aşağılık bir düş-manın Türkiye topraklarına ordu sokmasını:
Ankara'nın taşına bak,
Gözlerimin yaşına bak. Biz Yunan'a esir olduk, Şu feleğin işine bak.
mısralarıyla anlatılıyor ve talihin böyle hain bir tecelli-sine karşı Türk Milleti'nin öfkeli şaşkınlığını belirtmiş oluyordu. Bu acı hâtıra yetişmiyormuş gibi, şimdi bir de Kürt devlet kuracak da 1.000.000 Türk'e azınlık hakkı mı verecek?
Bu küstahça iddialar karşısında Türkiye'nin kültür ve fikir hayatında söz sahibi olan, söz sahibi olduğunu iddia eden bunca kalem sahibi arasından, Sedat Simavi gibi biri çıkıp da Kerkük Türkleri'ni millî bir dava haline getire-mez mi?
“Belki öyle çok acı duyuyorum ki, duyduğumun farkına varamıyorum. Ama öyle olduğu kanısında değilim. Eğer yükü benim hatırım için taşımak istiyorsan, benim taşıdığımdan fazlasını taşıma. Ben acıları tümüyle duyamam. İçimde bir noktaya kadar iner, sonra orada durur. Dokunulmamış bir nokta var olduğu sürece, hiçbir şey gerçek anlamda acı sayılamaz. Bu hale gelmene gerek yok.”