9/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Kral Oidipus, insanın kaderiyle olan amansız mücadelesini ve hakikati arayışının yıkıcı sonuçlarını işleyen, Antik Yunan tragedyasının başyapıtlarından biri. Aristoteles tarafından acıma ve korku duyguları aracılığıyla ruhsal arınmayı (katharsis) sağlayan en yetkin tragedya örneği olarak kabul edilen eser, okura ve seyirciye özgür irade ile kaçınılmaz yazgı arasındaki dramatik çatışmayı sarsıcı bir şekilde sunuyor. Hem Freud'un psikanalitik "Oidipus Kompleksi" çözümlemelerine hem de Foucault'nun bilgi, iktidar ve sorgulama üzerinden kurguladığı "hakikat tiranlığı" analizlerine ilham veren bu çok katmanlı metin, tarih boyunca salt bir mit veya yazgı hikâyesi olmanın çok ötesine geçmiştir. Kral Oidipus, insanın kendi karanlık gerçeğiyle yüzleşmesinin bedelini, güç ile kibrin sınırlarını ve insanlık durumunun kırılganlığını ustalıkla yansıttığı için günümüzde hâlâ evrensel değerini ve geçerliğini koruyan eşsiz bir edebi değerlendirme ve felsefi sorgulamadır. Okumak iptiladır, müptelalara selam olsun!
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk
Puan vermedi·148 syf.··
2026 34. kitabı
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk Viktor E. Frankl, 20. yüzyılın en önemli psikiyatristlerinden biridir. Nazi toplama kamplarındaki sağ kurtulan Frankl, bu cehennemde bile insanın hayata tutunmasını sağlayan şeyin ne olduğunu gözlemlemiş ve psikoloji dünyasına Logoterapi (Anlam Yoluyla Tedavi) ekolünü kazandırmıştır. Onun felsefesinin temel noktasında bir birinden ayrılmaz üç kavram vardır kavram yer alır: Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk. Frankl'kitapta yer alan söyleşisinde; insan ne zevk ne mutluluk ne güç ne prestij için temel bir ihtiyaç duyar aslen ve temel olarak her insanın ihtiyacı hayatı yaşamaya değer kılan bir anlam bulma ve buna ulaşma arzusudur. Freudun ifade ettiği gibi insanın amacı haz olsaydı içgüdününün tatmini bir amaca yani haz amacına dönüşür fakat bunun da ötesinde bir haz aracı durumuna gelir anlam ve değer odaklı olan kişi bu şekilde dördü ve şerbet odaklı kişiye dönüşür şehvete düşkünlüğünün negatif karşılığı ise uyuşturucu bağımlılığının altında yatan kendine acıma isteğidir der.Frankl, hayatı anlamlı kılmanın üç yolu olduğunu söyler: 1. Eser üreterek ya da bir iş yaparak (Yaratıcı değerler)2. Bir şeyi deneyimleyerek veya biriyle bağ kurarak (Sevgi, doğa, sanat gibi deneyimsel değerler) 3. Değiştirilemez bir acıya karşı takınılan tutumla (Kaçınılmaz acıyı bir zafere dönüştürmek ,neitzche nin öldürmeyen acı güçlendirir metaforu ) Frankl bir söyleşisininde potansiyel olarak acı çekerek ama sadece mecbur kalınırsa acı çekinmeli, bu bir tercih olmamalı unutmayın yok gereği çağırmaya gerilerek gereksiz acılara katlanmak bunların hiçbir anlamı yoktur Asıl acı kişinin kurtulamadığı ve değiştiremediği koşullarda çektiği acıdır kişi bu acının üstesinden gelmek zorundadır. Sabit bir anlam yoktur: Hayatın genel, soyut bir anlamı yoktur.
Anlam, Özgürlük ve SorumlulukViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayınları · 202632 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Biraz hayal kırıklığına uğrattı... DİKKAT SPOİLER VAR
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Evet...ilk defa bir inceleme yazıyorum çünkü bu kitabı okuduğumda hissettiklerimi içimde tutmak istemedim. Kitap ilk başlarda gayet iyi ilerliyordu bir sıkıntısı yoktu ama yazar Euria'yı savunuyormuş gibi cümleler vardı yani okurken öyle hissediyordum sanki Euria'nın kötü olması mükemmel birşeymiş gibi... sanki zalim olması çok havalıymış gibi. Öyle bir hissiyat aldım bilmiyorum. Bence Euria kitapta fazla yüceltildi bu kadarına gerek yoktu. Ayrıca ne olursa olsun ben hiçbir zaman Euria'ya acımayacağım çünkü kötü olmak bir seçimdir. Herkes hayatta kötü ve dehşet verici şeyler yaşıyor ama herkes kötü olmayı sevmiyor Euira bunu kendisi seçti yani başına gelen herşeyi hak ettiğini düşünüyorum hatta daha fazlasını hak ediyordu. Şimdi spoilerli kısma geçiyorum (SPOİLER) ÇOOOK fazla gereksiz yere karakter öldüğünü düşünüyorum. Tamam Lin'in ölmesi çokta mantıksız gelmedi ama mesela diğerlerinin ölümü çok gereksizdi sanki sadece öldürmek için öldürüldüler ve çok aceleye geldi. Mesela Nyx ve Valro'nün düşünecek beyinleri yok mu Euria'nın öldürücü gücünden haberdarlar nasıl olur da canları çok kolay birşeymiş gibi Lin'in önüne geçip bizden yararlan diyebilirler? Lin bile kendine o kadar güvenmedi onlar nasıl güvendi pardon? Zatne ikisi de gereksiz yere öldü. Mesela Andros'un ölümü de çok aceleye getirilmişti. Ya resmen zafer kazanıldıktan sonra Andros'un öldüğünü öğrendik ve yazar bunu çok yüzeysel bir şekilde anlatmıştı bir cümlede anlatıp bitmişti. Zaten adamı bu kitapta tanıdık en azından onun için adil bir son gerekiyordu ölüm nedeni acayip saçma adamın kalkan ve saldırı gücü var buna rağmen Drystan'ın zaman kazanması için birkaç askerle savaşırken öldü öyle mi? Kulağa çok saçma ve mantıksız geliyor. Delhin ve Rakan'ın ölümünden de sanki günlük bişeyden bahsediyormuş
Diyarların YazarıAdora Yağmur · İndigo Kitap · 202693 okunma
İnanmışların öyküsü…
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:29
Azeroğlu, Ali Haydar, İbo, Hüseyin, Süleyman ve daha başkaları Tohum olup Dersim dağlarında çoğalmak istediler. İnandıkları idealler için, yaz, kış, yağmur, çamur, kar demediler dere tepe aştılar. Yaz mevsimi güzel geçti ama kış çetindi. Buna rağmen yılmadılar. Karlı dağları aştılar, buzlu derelerden geçtiler. Hep yürüdüler… Yürüdüler… Üşüdüler mağaralara sığındılar. Acıktılar köylülere sığındılar. Kirve Memo onlara can oldu. Sohbetiyle güldürürken, karısının “'Viiiiiyy Memo Memo, allah belanı versin, yine başladın." uyarıları okuyana tebessüm ettirdi. Yediği onca dayağa rağmen asla konuşmadı. “Komiser bakışlarını Memo'nun patlayan kanlı tabanlarına, elektrik kablolarına ve inandırıcı kararlılığına yöneltip duruyordu. Altınbilek, "kim bilir belki de herif samimidir. Boşuna uğraşıyoruz" diye düşünüyordu. Polislerde acıma duygusu uyanmıştı. Memo'nun donu yırtılmıştı. Maslahatı ve kıllı kalçası dışarı uğramış gibiydi. Ağzında köpük vardı. Gözleri çıldırmış, bir hayli irileşmişti. Betondaki sudan çürük kan ve tükrük kokusu yükseliyordu. Köşede duran falaka sopalarının üzerindeki kan lekeleri kurumuştu.” s.120 Süleyman Nakış yaralarına derman oldu. Küçük Zozan onları kollayan göz oldu. Kimi canları pahasına dost olurken, kimi düşman oldu. Kimi sığınan devrimcilere kaçmak için yol gösterirken, kimi gidip ihbar etti. Kimi her şeyimiz sizin derken, kimi üç beş kuruş için sırtından vurdu. Okurken aklıma hep Şükrü Erbaş’ın KÖYLÜLERİ NİÇİN ÖLDÜRMELİYİZ şiiri geldi. Şükrü Erbaş’a hak vermemek elde değil. Devrimcilere köylülerin yaptığı iyilik, kötülüğün yanında devede kulak oldu. İyiler parmakla sayılacak kadar azken, kötüler hızla çoğaldı. Dağda gezen devrimcilerin, köylülerin tabiriyle talebelerin hepsi birer pırlanta. Hepsi okuyor, hepsi yazıyor. Kimi şiir
1000Kitap
TohumMuzaffer Oruçoğlu · Sancı Yayınları · 2018328 okunma
Bir Çocuğun Kalemiyle İnsanlığın Yüzüne Çarpan Tokat
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 162. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:41
Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları ise biter ama içinden çıkamazsın. Anne Frank’in Hatıra Defteri benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı kapattığımda elimde sadece bir günlük yoktu; yarım kalmış bir çocukluk, susturulmuş bir ses, büyümesine izin verilmemiş bir kız çocuğu ve insanlığın en karanlık tarafıyla yüzleşmiş bir kalp vardı. Anne Frank’i okumak, sadece savaş döneminde saklanan Yahudi bir kızın yaşadıklarını öğrenmek değil. Onun odasına, korkularına, hayallerine, öfkelerine, kıskançlıklarına, umutlarına ve çocukça inatlarına misafir olmak demek. Bu yüzden kitap beni çok sarstı. Çünkü Anne bir tarih figürü gibi değil, kanlı canlı bir insan gibi duruyor karşında. Bazen çok zeki, bazen kırılgan, bazen öfkeli, bazen umut dolu, bazen de sadece anlaşılmak isteyen küçücük bir kız. Bu kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Anne’in yaşına rağmen dünyayı anlama biçimi oldu. O küçücük saklanma yerinde, ölüm korkusunun gölgesinde bile kendini, insanları, ailesini, hayatı ve geleceği düşünmeye devam ediyor. Dışarıda savaş var, nefret var, yakalanma ihtimali var; ama Anne’in içinde hâlâ yazma isteği var. Hâlâ güzel şeylere inanma çabası var. Hâlâ bir gün özgürce yaşayacağına dair inancı var. İşte insanı en çok burası yıkıyor. Anne beni ağlattı. Bunu süslü bir cümle olsun diye söylemiyorum. Gerçekten bazı sayfalarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü onun yazdıkları sadece acıklı olduğu için değil, çok gerçek olduğu için can yakıyor. Günlüğünde büyük laflar etmeye çalışan biri yok. Kendini kahraman gibi göstermeye çalışan biri yok. Anne bazen annesine kızıyor, bazen babasına sığınıyor, bazen kendini yalnız hissediyor, bazen âşık oluyor, bazen haksızlığa uğradığını düşünüyor. Yani aslında büyüyor. Biz onun büyümesini satır satır
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Avni İnsel Kitabevi · 19588,9bin okunma
Bayağı mi bu kitap
Puan vermedi·304 syf.··
2026 4. kitabı
Kitabı yıllar önce okudum lisesi yıllarımdayken ,o zamanlar ne kadar duygulandırdım her sözüne, tam da ergenliğimdeki yoğun duygulara hitap ederdi . En çok hatırladığım söz : "Acıma sızdın , acımasızdın " gibi sözlerdi . Kelime oyunu mu denir bilmem bu sözlere lakin şimdi bakıyorum da bana komik ve bayağı geliyor ama işte o zamanlarda bana hitap ediyormuş demek ki . Kitap zaten olay örgüsü sen çok hislerini betimeemekle geçiyor , bir terkediliş hikâyesi . Yıllar sonra karşılaşınca bu kitapla inceleme yazmak istedim ergenlikte okuyan ama artık yetişkin birinin gözünden olsun istedim . Diğer eklemek istediğimse şu anım : Bir gün arkadaşımla (iyi bir okuyucu olur kendisi ) lise yıllarından bahsederken lisede okunan kitaplardan açılmıştı konu ,onun lise yıllarını dünya ve Türk klasiklerini okuyarak geçirdiğini duyunca çok şaşırıp benimse sadece bu tarz kitaplar okumuş olmam beni biraz kitap konusunda cahil hissetrimisti . Aradan zaman geçti ve simdi bakıyorum da aslında geride sayilmazmisim ,benim o zamanlarda o duygusallığa ihtiyacım varmış hatta belki de anlaşılmaya benim gibi yoğun duygular hissedenlerin de duygularıni betimlemesine tanık olma ihtiyacım varmış . Demek istediğim şu : bu kitabı belki bayağı bulanlar olabilir lakin henüz 14 -17 yaşındasınız ve yoğun duygularınizin anlaşılmaya ihtiyacı varsa bu kitabi okumakla geride veya bayağı olmuyorsunuz . ( tabi her yaşta serbestsiniz) . Farklı tarzlara da ihtiyacıniz olunca geçiyorsunuz.
Duygu ve Düşünce
BukreKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 201323,5bin okunma