Onca kitaptan tonca kelime okudum Yine acizim,yazamadım seni(leyl)
Yusuf Değilim, Bu Kuyu Derin
Rabbim, benim güzel Allah'ım. Kendimi sana şikayet etmeye geldim. Ben güçsüzüm, yorgunum. Sen imtihanlarımı kolaylaştır Ya Rabbim. Ben Yusuf (as) değilim, bu kuyu derin. Ben İbrahim (as) değilim, bu ateş beni yakar. Ben Yakup (as) değilim, bu keder beni tüketir. Ben Yunus (as) değilim, bu karanlık beni boğar. Ben acizim. Bana yardım et Allah'ım... Rabbim, benim güzel Allah'ım.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
SübhanAllah, yani Sen Kusursuzsun ben acizim Allahım..
Hayata Dair
Gök kararıp sessizlik semayı sarınca, Yedi kudret yakamdan tutup sarınca, Ziyan olmuş geçmişe dönüp bakarım: Yedi ırmaktan akan su hürmetine Sükûta dalar, düşünürüm. Riyalar üstüne kurulu hayatta Bin parçaya bölünüp savaşırım. Acizim, yalnızlığın evvelinde Yine de durmadan direnirim. Gök kararıp gürültü yüreğimi sarınca, Gözlerimdeki buluttan yaşlar akınca, Bir an karaya düşmemek için, Ağıt yakmamak, siyahlara bürünmemek için Geçerim, ıslanırım yağmurların altında. Rahmettir bunca zaman yağan Bir korkuya kapılıp da kaçmam.
Şiir
Ya Rabbim Çok yalnız ve acizim Biliyorum ki senden başka hiç kimsem yok Bütün dert ve sıkıntılarımın şahidi sensin ya Rabbim. Yaşadığım her şeyin imtihan olduğunu biliyorum ama çaresizliğim beni çok aştı ya Rabbim. Nolursun sen ol de ve oluversin ya Rabbim. Nolursun sen şu dertlerimi azalt ya Rabbim..
SALÂVAT ve TARAFINI BELLİ EDENLER...
Bir vakitler yazılarımda Bediüzzaman Said Nursî'yi "mürşidim" diye zikretmemi eleştirenler vardı. Her yazımda hemen tepkilerini koyarlardı. Şimdi ya usandılar yahut da alıştılar. Halbuki ben bunu özellikle yapıyordum. Onu "mürşid" olarak sevdiklerine hâlen inandığım kişilerin "Bediüzzaman" bile demekten çekinerek "Said Nursî" diye konuştuklarını/yazdıklarını görüyordum. Sıkılıyordum. Üzülüyordum. Bu sakınımlı dilin içimizde de bir şeyleri öldüreceğine kâniydim. Bir direniş olarak bastıra bastıra "mürşidim" demeye başladım. Bugün dahi her "mürşidim" deyişimde bir direniş ruhu hissederim. Elhamdülillah. Hem aynı direnişi "Bediüzzaman öyle diyor demeyelim de Risale-i Nur öyle diyor diyelim!" diyenlere karşı da gösteririm. Yâni bu tavrı da arızalı bulurum. Şairin ifadesiyle, dansçıyı danstan, güzelliği güzelden ayırmanın mümkün olmadığını zannederim. İnsan mürşidi hakkında konuşuyorsa mürşidi olduğunu hissettirmeli. Kaçınmamalı. Babamdan bahsettiğimde yabancı birinden bahsediyormuş gibi yapamam. Yapmam da hoş görülmez. "Kamil oğlu Şükrü şöyle demiştir..." diyemem. "Babam bir keresinde dedi ki..." derim. Mürşidim de öyledir. Kalbimin taraftarlığı elbette dilime işler. İşlemelidir. Yazarken de bundan sakınmam. Sakınılmamalıdır. Bazıları bir miktar nötrleşmenin tebliğ diline faydalı olacağını savunurlar. Buna şuraya kadar katılıyorum: Muhatabının kalbini kendi kalbin gibi olmaya zorlayamazsın. Senin sorgulamadığını onun da sorgulamamasını bekleyemezsin. Dolayısıyla bilgiyi aktarırken empati yapmaya muhtaçsın. Empati elbette kendi kabuğunu bir parça terke zorluyor seni. Ortak bir paydada geçerli olanı konuşuyorsun. __Tamam. Fakat kendi kalbini de muhatabının kalbi gibi olmaya zorlamamalısın. Ne hissediyorsan o olmalı. Çünkü zorlamalar da insanda alışkanlık yapar. Alışkanlıklar
Tefekkürât