"Şekavet-i ebediyeden kurtulmak gibi nev'-i insanın en dehşetli mes'elesi ve ubudiyet ve acz-i beşerînin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle binler defa tekrar edilse yine azdır."
Değil mi ki acz içine düşmüş bütün ruhlar; İyiyi, güzeli, soyluyu, safı unutmuşlar
Onuru, doğruyu, adaleti ve görkemi,
Utanç içinde altına saklanmışlar yerin,
Unutmuşlar öfkeli gözlerini tarihin
Unutmuşlar mezarlarda yatan ölüleri;
Acaba her şey'i yapar gibi görünen, îcâbında hiç bir şey'i yapamayan, acz içinde kıvranan, kabrin kapısını kapayamayan, asıl doğum olan ölümü öldüremeyen, mevcûdâtdan aczi gideremeyen insan, bu varlığı muhitinden mi aldı?
Ey nefsim! Deme: “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.” Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.
Kendi nefsinde, torbasında, kusur, naks, acz, fakr'dan maada bir şeyi bırakmamalıdır. Bütün mehasin, iyilikler, Fâtır-ı Hakîm tarafından in'am edilen nimetler olup hamdi iktiza eder. Fahrı istilzam etmediklerini itikad ve telakki edilmelidir. Bu mertebede onun tezkiyesi; kemalinin adem-i kemalinde, kudretinin aczinde, gınasının fakrında olduğunu bilmekten ibarettir.