Gücünün sınırlı olduğunu, her yere yetişemeyeceğini, geri çekilmeyi bilmesi gerektiğini... Çaba insana aittir, sonuç ilahi olana. Maddeden soyutlanan ve acziyetini anlayan insan manevi olarak derinleşir. İnsan, tehlikeleri bütünüyle kontrol edemeyeceğini anladığında, içindeki bu acziyet duygusu onu her şeyin sahibine sığınmaya sevk eder. Teslim olan kazanır.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Acziyet!
“Bir sinek, küçük bir su birikintisi üzerindeki saman çöpüne konduğunda kendisine büyük bir mevkî biçerek kaptanlık hevesine düşer.” “Zavallı sinek der ki: Denizi de, gemiyi de en iyi ben bilirim. Çünkü ben şu an koca bir deryâ üzerinde, sağlam bir gemide, ehliyetli, doğru düşünen ve yerinde karar veren bir kaptanım!” “Ey küçücük hacmini bir sinek gözüyle seyreden kişi! Azrâîl, altındaki saman çöpünü çektiği zaman hâlinin nice olacağını hiç düşünmez misin?” Mevlana
Sayfa 343·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hakiki fakirlik nedir? İbn Kayyım der ki:"Hakiki fakirlik; kulun görünen ve görünmeyen her bir zerresinde bütün açılardan Allah'a tam bir fakirlik ihtiyaç ve acziyet hissetmesi ve her durumda da Allah'a karşı bu hâl üzere devam etmesidir."
Tarihselcilik Dalâleti
... Bu tarihselcilik dalâleti, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Cenâb-ı Hakk'a acziyet izâfe etmektir. Cenâb-ı Hak, toplumların yapısı değiştiğinde dâimâ peygamberler göndererek zamanın ihtiyaçlarına göre kanunlar vaz etmiştir. Rasûlullah Efendimiz ise âhir zaman peygamberidir, son peygamberdir. O'nun getirdiği hükümler, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığın ihtiyaçlarına cevap verebilecek mâhiyette hükümlerdir. Bunun aksini düşünmek; insanoğlunu yaratan, dolayısıyla onu kendilerinden çok daha iyi tanıyan ve sonsuz ilmi ile, olmuş ve olacak her şeyi bilen Cenâb-ı Hakk'a acziyet izāfe etmek gibi, dehşetli bir sapıklığın ta kendisidir. Cenâb-ı Hakk'ın verdiği akılla yine Cenâb-ı Hakk'ın hükümlerini tartışmaya kalkışmak kadar abes bir durum olamaz. Böyle bir ahmaklığa düşenlere, şu âyet-i kerîmeleri hatırlatmak gerekir: "De ki: Siz dîninizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." (el-Hucurat, 16) "...Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azâba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gâfil değildir." (el-Bakara, 85)
Sayfa 50 - Erkam Yayınları, İstanbul - 1434 / 2013·Kitabı okudu
Bâb-ı melekûtte muhabbet bıçağıyle aklı boğazla, şevk bıçağıyle huzûr-ı ceberûtte boğazla, huzûr-ı izzet-i vahdâniyet önünde acz bıçağıyle rûhu zebhet! ​Günümüz Türkçesiyle (Birebir Çeviri) ​"Melekût (ruhlar ve melekler) âleminin kapısında aklı sevgi bıçağıyla boğazla; ceberût (ilahi kudret ve azamet) huzurunda şevk (coşkulu arzu) bıçağıyla boğazla; teklik ve yücelik makamının huzurunda ise acziyet (kendi güçsüzlüğünü kabul etme) bıçağıyla ruhu kurban et!"
Din
Allah’ın insanı sınırları her ihlâl ettiğinde hemen cezalandırmıyor olması insanın, yanlışları üzerinde düşünmesini önemsediğini gösteren önemli bir sahnedir.