Puan vermedi·208 syf.··
2026 21. kitabı
Bu kitaptan edebi bir şeyler elde etmek istiyorsanız lütfen okumayınız diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bu eser hayatın taaa kendisi... Kimsenin yeri ve zamanı gelinceye dek adını ağzına almadığı hastalık ve ölüm gibi kavramlar üzerinden yaşamı bizlere aktarıyor. Bir bir buçuk saat gibi kısa bir sürede okunulabilecek bir eser olmasına rağmen eser üzerinden yapılacak çıkarımlar ve bunların irdelenmesi haftalar boyu sürebilir. Kısaca kitabı ele alacak olursam; eser otobiyografik bir yapıt olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazarımızın babasına kanser teşhisi koyulması, babasının son ayları, ölüm süreci ve yas dönemini kitap bizlere anlatmaktadır. Bu anlatı üzerinden de yaşam-ölüm, zaman mefhumu ve insan tabiatı (zihinsel-psikolojik-fiziksel) gibi temalara değinilmekte ve felsefi çıkarımlar yapılmaktadır. Beni etkileyen temel noktalar ise şunlar oldu diyebilirim: Zamanın durması; insana hastalık teşhisi koyulması, doktor raporları, günlük gözlem ve incelemeler derken zamanın adeta takılı kalması buna rağmen hasta insanın günden güne erimesi, bu duruma karşı ise hasta yakınlarının duyduğu derin çaresizlik ve acziyet... (kendi yaşamımda da gözlemlediğim bir durum olduğu için duygu bana yoğun bir biçimde geçti diyebilirim ;(() Kabullenilmişlik ve teselli; eserde yer alan 'Babam bir bahçıvandı şimdi ise bir bahçe' ve 'korkacak bir şey yok' cümleleri durumu bizlere açıklar. İnsanın yaşam ve ölüm döngüsü tıpkı bir tohumun toprakla oluşturduğu döngü gibidir. Onu özel ve farklı kılan durum ise tamamıyla insanın kendi tabiatıdır... Okuyun ve okutturun diyerek sözlerime son veriyorum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2026 20. kitabı
·
145 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 01:52
Kitabı belli aralıklarla okuyabilmiş olsam da, o akıştan kopmuyorsunuz; her kesitinde bambaşka hakîkatlere kapı açılıyor. Yeri geldiğinde hüzün, yeri geldiğinde nedâmet; yeri geldiğinde acziyet, yeri geldiğinde teslîmiyet hâline bürünüyor insan. Çok özel bir eser, 2. okuyuşumdu; tavsiye olunur.
Hikem-i AtâiyyeAtaullah İskenderi · Semerkand Yayınları · 20191,530 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Katıldığım ve Katılmadığım yerler var
Puan vermedi
Katılmadığım Yerler 1) Üslup Karşınızdaki insanın yanlış olduğunu, saçma olduğunu, hatta salak olduğunu düşünebilirsiniz. Ve bunu söyleyede bilirsiniz. Ancak en irite olduğum şey insanları/fikirleri küçümsemek, alay etmek, dalga geçmek gülmek... yazardada böyle bir üslup kendini belli ediyor. 2) Sayfa 36 da ki ifadeler; Tanrı değişimden münezzehtir. Tanrı amaç edinmez. Bu ifadeler Tanrının mükemmelliği bağlamında savunulmuş ama aklıma yatmadı. Tanrı insanları bir amaç için yaratmadımı? İnsanları yarattıktan sonra artık insanlarında Tanrısı olarak bir değişiklik olmuş olmadımı? Bu mantıkla düşünürsek Tanrının hiç harekete geçmemesi lazım. Mükemmel olan neden hareket etsin harekettede bir amaç var. 3)İnsanın Tanrıyı ve onun fiillerini tam olarak kuşatamamasını anlarım ancak insan Tanrıyı kuşatamaz bu argümanlar geçersizdir (s.37) biraz indirgemecilik olur. Adam size ben gaddarlık Tanrısına inanıyorum gaddar olmamı istiyor derse sizde ikna etmeye çalışsanız adamda sorgulama var bir hikmeti Tanrıyı kuşatamazsın derse ne diyeceğiz? 4)Bazı başlıklara fazla tepki verilmiş, depremsiz dünya olamaz mı diyenlere vay efendim bütün doğa yasaları değişirdi bir sürü nedensellik var vs. tarzında cevaplar. Gereksiz acılar var diyenlere adeta, kime göre neye göre acı kötülük gibi bir cevap. Hayvanların çoğu avını önce öldürüyor sonra yiyor, bazısıda avını öldürmeden köşeden yemeye başlıyor. Hayvanda acı çekerek ölüyor. Bundan etkilenip bu niye böyle acaba diyen adama acı subjektif kötülüğün net bir felsefi tanımı yok vs diye girmek bana saçma geliyor. Evet sağduyumuza ters, "allahu alem" en doğru cevap gibi geliyor. Bazı çok basit mantık hatalarıda yapılmış. Hunharca ateizme saldırmalıyım gibi bir durumuda var sanki yazarın. Katıldığım Yerler 1) Kötülük problemi Tanrının varlığıyla
Kötülük ProblemiAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 2026282 okunma
10/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
MÜSLÜMANCA DÜŞÜNME ÜZERİNE NOTLAR Dünya toplumlarını bir bütün olarak düşündüğümüzde bir kısmın açlık ve yoksulluk pençesinde ölürken diğer bir kısmın da israf ekonomisiyle heva ve zevk havuzunda yüzdüğü görülür. Bu durumda bir hata olduğunu fark etmek için uzmanlaşmaya gerek yoktur. Müslüman toplumlarda da benzer görüntüler ortaya çıktığında asıl problemin Müslümanca düşünmek üzerine olduğu fark edilecektir. Dil ile Müslüman olduğunu ikrar eden toplumlar, temelde açlık korkusu taşımakta bu da onu Allah'a teslimiyetten uzaklaştırmaktadır. Toplumlar bireyselleştirilmekte, hasbilik ortadan kaldırılmakta ve çıkar ilişkileri kurulmaktadır. Bireyselleşen toplumda insanlar, "bilimsel şablonlar"ı parçalamadan Müslümanca yaşama kavuşamamaktadır. İnsan, kendi ürettiği teknolojinin karşısında hissettiği acziyet ile ya ürünü tanrısallaştırmakta ya da kendisini yaratıcı konumuna yükseltmektedir. Kavramların birer parola ve şifre halinde geldiği kaygan, kaypak zeminde insanlar, itiraz etme hakkından yoksun bırakılmaktadır. Çünkü bir kavramın karşılığı bir toplumda başkayken başka bir toplumda bambaşka anlamlara gelebilmektedir. Böylece kavram kargaşası, insanları bitmek bilmeyen tartışmalara itmekte ve tek hakikatin önüne perde olmaktadır. İslam'a müsteşrik gözüyle bakıldığında, İslâmî olmayan ürünlerin sonunda yaşanan problemlerin çözümü İslâmî çerçevede aranmaya kalkışılmaktadır. Hâlbuki İslâmî olmayanın çözümünü İslam'da aramak sahici değildir. (Ticarette taksit örneği) İslam, zamana ve mekana göre değişim göstermez. Karmaşıklaşan hayat düzeninde yetersiz de kalmamıştır. İslam'ı saf ve yalın bir şekilde yeniden, sıfırdan anlamak için çaba sarfedilmelidir. İçerisine sızmaya çalışan batılı ideolojilerden ve onların getirdiği handikaplardan arındırarak çözüm arayışına
Müslümanca Düşünme Üzerine DenemelerRasim Özdenören · İz Yayınları · 202110,4bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 13:09
Bu kitabın asli yazarı Sadreddin Konevî, İbnü'l Arabî'nin en önemli eseri olan Fusûsü'l-hikem'in bir şerhini yazmış ancak çeviriyle, dipnotlarıyla ve açıklamalarıyla elimize ulaşan şeklini kazandıran Ekrem Demirli. Bu nedenle içerik dışında, yazara dair değerlendirmeyi Ekrem Demirli üzerinden yapacağım. Kitap, genel olarak varlık mertebelerini ve İnsan-ı Kâmil olgusunu 27 peygamberin öne çıkan karakteristik özellikleri, hikmetleri çerçevesinde ele almakta. Her bir peygambere, kronolojik sıralamadan bağımsız olarak birer Fas (öz) başlığı altında yer verilmiş. Her bir peygamberin kendilerine tahsis edilmiş bölümde öne çıkan hikmet türü (parantez içindeki metin) ve bu peygamberin öne çıkan hususiyeti şu şekilde: Hz. Âdem (İlâhî hikmet): İnsanın, kâinatın ve varlığın özeti (mikro-kozmos), Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma durumu. Hz. Şît (Nefesî hikmet): Allah’ın hibeleri, ihsanı ve varlığın sürekliliği. Hz. Nûh (Sübbûhî hikmet): Tenzih (Yaratıcıyı dünyadan soyutlama) ve teşbih (benzetme) arasındaki denge. Hz. İdrîs (Kuddûsî hikmet): Yücelik, ulviyet ve feleklerin ruhaniyeti ile olan bağ. Hz. İbrâhim (Müheyyemî [sevgide aşırılık] hikmet): fenafillah (kulun Allah'ta son bulması), ilahî aşk ve dostluk. Hz. İshak (Hakkî [doğruluk, gerçeklik]): Hakikat ve keşif yoluyla elde edilen bilgi; rüya tabiri. Hz. İsmail (Alîyye [yükseklik] ve Rıza [Allah'ın rızasını gözetme, Allah'ın takdirine razı gelme]): Teslimiyet ve rızanın zirvesi; nefsin kurban edilmesi. Hz. Ya'kûb (Ruhî [ruhânîlik] hikmet): Manevi hüzün ve sabırla gelen ruhsal derinlik. Hz. Yûsuf (Nurîyye [nûrânîlik] hikmeti): Hayal alemi (Misal alemi) ve bu alemin nurlar üzerinden tecellisi. __Hz. Hûd (Ahadî [birlik, ehadiyet] hikmeti): Her şeyin Allah’ın kontrolünde (perçeminden
Fusûsü’l Hikem’in Ana KonularıSadreddin Konevi · Fikriyat Yayınları · 20242 okunma
Medeniyet dediğin, ince bir kabuktan ibaret.
Puan vermedi·336 syf.··
2026 158. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 13:58
 Normalde sayfa hedefi koyarak okuyan biri olmama rağmen, 06.04.2023 tarihinde elime aldığım Körlük’ün o sarsıcı akıcılığı beni tamamen içine çekti ve kitabı sadece altı gün gibi kısa bir sürede bitirdim; Jose Saramago ile ilk karşılaşmamdı ve açıkçası bu karşılaşmanın etkisinden uzun süre çıkamayacağımı daha ilk sayfalarda hissettim. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen bir yazarın kaleminden çıkan bu eser, yalnızca bir hikâye anlatmıyor, insanın en temel varsayımlarını yerle bir eden bir düşünce deneyine dönüşüyor; çünkü kitap boyunca aslında şu soruyla baş başa kalıyoruz: Medeniyet dediğimiz şey gerçekten ne kadar sağlam? Saramago’nun kurduğu bu distopik evrende, görme duyusunun bir anda yok olmasıyla birlikte toplumun birkaç gün içinde nasıl çözülmeye başladığını, ahlaki değerlerin ne kadar hızlı aşındığını ve insanın o ince “insanlık” perdesinin altında ne kadar kırılgan olduğunu görmek benim için oldukça sarsıcıydı. En güçlü, en düzenli görünen yapıların bile bir anda acziyet içinde kaldığını, kuralların, sistemlerin ve hatta vicdanın bile nasıl geri çekildiğini okurken, ister istemez kendi yaşadığımız krizleri düşündüm; özellikle deprem günleri ve pandemi süreci zihnimde sürekli canlandı, çünkü Covid’in çok daha ölümcül bir senaryoda ilerlediğini hayal ettiğimde, romanda anlatılanların aslında bize hiç de uzak olmadığını fark ettim. Kitaptaki karakterlerin isimlerinin olmaması, olayların belirli bir mekâna sabitlenmemesi ise anlatıyı daha da evrensel kılıyor; çünkü burada anlatılan herhangi bir toplum değil, doğrudan insanın kendisi. Okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri de, görme gibi günlük hayatta farkına bile varmadığımız bir nimetin yokluğunda, insanın ne kadar hızlı bir şekilde ilkel bir varlığa dönüşebildiğini görmekti; öyle ki
Roman
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma