Adele konusuna gelince, ailesinden izin koparmak ve belki de Adele'in kendisini yeniden kazanmak için aşması gereken başka zorluklar olacaktı kuşkusuz, bu konuda büyük çaba göstermesi gerekecekti; ama bu gücü fazlasıyla bulacaktı, iradesi sayesinde aşkına kavuşacaktı Ona yakınlaşabilmek için, her şeyden önce onun ailesiyle barışması gerekiyordu. Ama Adele’in ailesi bu barışmaya hiç de istekli gibi görünmüyordu.
Sayfa 58
Benim aldırmıyor olmamla vs. ilgili dediklerine cevap vermiyorum. Bunu nasıl yazarsın? Bana biraz değer verseydin, aldırmadığım birini sevebileceğime inanır mıydın? Kendini küçük görme, öylesine kendini beğendirmeye çalışan, öylesine yapmacık olan diğer tüm kadınlardan hem ruh hem de kişilik olarak ne kadar üstün olduğunu düşün. Sana, sevgili Adele'im, en derin saygıyı duymamam mümkün mü Eğer ruhum ve tutumum her zaman temiz olduysa, bu, senin hatıranın, mutlaka sana layık olma isteğinin beni sürekli korumasındandır. Adele, sen ki öylesine soylu, öylesine mütevazısm benim gözümde, kendinden sakın utanma, sana yalvarıyorum: çünkü o zaman kendimi vicdansız biri gibi hissederdim; oysaki sence bu bir hataysa, seni sevmekten başka bir hatam olmadı.
Reklam
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer'ın Adele'ye Byron olayından bahsetmemesi o kadar şaşırtıcı bir şey değildi. Eğer kardeşine bu olaydan bahsetseydi, ona yazdığı mektuplarda yarattığı kadınların tercih ettiği adam imajını yok etmiş olacaktı. Adele'ye zengin sevgilisinden bahsetmişti; kardeşi de kadının sosyal mevkiinden ve onunla Almanya'ya gelip gelemeyeceğinden endişe ediyordu. Adele, Schopenhauer'a sahici aşkı bulmuşsa sevgilisini elinde tutması için elinden geleni yapmasını salık verdi. Adele, kardeşinin aşksız iki ilişkisini de düşünerek, aynı zamanda bu konudaki korkusunu da ifade etti; kardeşinin böyle bir ilişki yaşamasını istemiyordu. Adele, Schopenhauer'a ayrıca Dresden'de bıraktığı mutsuz kızı ve duygusal eğilimlerinden kaynaklanan üzücü olayları da hatırlattı. "Bizim cinsimizin pespaye ve harcıalem olanlarıyla zamanını öldürmeye devam ederek bir kadına değer verme yeteneğini kaybetmemelisin" diye ağabeyine çıkışmakla birlikte şu dileğini de belirtti: "Bir gün, benim hiçbir zaman anlayamayacağım o azgınlıktan daha derin duygular besleyebileceğin bir kadınla beraber olmanı Tanrı'dan dilerim." Adele, ağabeyinin davranışlarından üzüntülü olduğu kadar felsefesinden de rahatsızdı. Ağabeyinin kitapları hakkında söylenilenlere çok dikkat ediyordu ama aynı zamanda bundan ödü patlıyordu. Felsefi düşüncelerini tamamen acayip bulmuyor, kendisini çok ciddi bir Hıristiyan olarak da addetmiyordu ama ağabeyinin din hakkındaki görüşlerine itiraz ediyordu; aralarındaki bu farklılık, onu üzüyordu. Din hakkındaki görüşlerinin, üniversite ya da devlet nezdinde bir iş aradığında Schopenhauer'ı zora sokacağından endişe ediyordu. Arthur'un kitabında insanlığı hor gören küstahça üslubuyla birlikte davranışlarının, anlamlı bir ilişkiye sahip olmasını tamamen engellemesinden endişe duyuyordu. Bununla
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Johanna, Arthur'un çıraklığı bırakma kararından sonra olduğu gibi, kararlı bir tavır aldı. Bir sonraki sabah arkasında bir mektup bırakarak, Adele'yle birlikte Jena'ya kaçtı: Dün annene karşı takındığın son derece uygunsuz tavırdan sonra büyük bir gürültüyle çarpıp çıktığın kapı artık sonsuza kadar kapalı kalacak. Senin sürekli bu tavırlarına maruz kalmaktan artık yoruldum. Köye gidiyorum ve sen gidene kadar da orada kalacağım. Bunu kendi sağlığım için yapacağım, dünküne benzer ikinci bir olay ölümcül bir felce neden olabilir. Anne kalbinin nasıl olduğunu bilmiyorsun; ne kadar yürekten severse sevdiğinin elinden aldığı her darbenin acısı o kadar çok olur. Tanrı'nın önünde yemin ederim ki Müller [Gerstenbergk] değil ama kendini sen kopardın benden. Güvensizliğin, hayatımı ve arkadaş seçimlerimi eleştirmen, bana karşı kibirli davranışların, benim cinsime yönelik aşağılamaların, benim mutluluğuma katkıda bulunmama gönülsüzlüğün, açgözlülüğün, ruh halini bana karşı saygısızca ifşa etmen, bunlar ve benzerleri seni çok kötücül gösteriyor. Bu durum sonsuza kadar değilse bile, sen pişman oluncaya ve kendini düzeltinceye dek bizi ayıracak; ancak pişman olup kendini düzelttiğinde seni iyi niyetle karşılayacağım. Olduğun gibi kalırsan seni bir daha görmeyeceğim . ... Benim sana karşı görevim bitti, sonrası senin görevin . ... Bunu çok derin bir acıyla söylüyorum. Ama eğer yaşamak ve sağlıklı kalmak istiyorsam bunu yapmalıyım. Bundan dolayı sonuna geldik. Evimde Perşembe sabahına kadar her zamanki gibi ağırlanacağını evdekilere bildirdim. Johanna reddettiği oğluna yazdığı mektubu, "hayatını yaşamalı ve mümkün olabildiğince mutlu olmalısın" diyerek bitirdi. Jena'ya gittiklerinde, Adele arkadaşı Ottilie'ye "bize sonsuz ıstırap getiren birisinden kaçmak için geldik" diye yazdı.
Biyografi
Arthur Schopenhauer
Rudolstadt, doktorasını tamamladıktan kısa bir süre sonra genç Dr. Schopenhauer için cazibesini kaybetti. 16 ve 18 Ekim tarihleri arasında Prusya, Rusya ve Avusturya ordularından oluşan bir koalisyon Napoleon'un ordusuyla karşılaştı. Leipzig'deki kanlı muharebe, 100.000'den fazla kişinin ölmesine ve yaralanmasına sebep olmuş; Napoleon'un ordusu yenilgiye uğratılmıştı. Dağılan askerler Rudolstadt civarına gitmeye başlamış bu da Schopenhauer'ın sığınağından uzaklaşması için yeterli bir sebep olmuştu. Bir kez daha Weimar'a geri döndü ve 5 Kasım'da kendisine bir handa oda tuttu. Johanna'nın anlattığına göre ailesi ile birlikte yaşaması için Schopenhauer'a yalvarmıştı. Annenin gözyaşları o sihirli etkisini göstermiş ve Gerstenbergk'in, Johanna ve Adele ile birlikte bu evde yaşamaya devam etmesine rağmen, Schopenhauer bavullarını toplayıp ailesinin yanına yerleşmişti. Ancak Johanna'nın oğlunu tekrar ailesinin yanına yerleştirme amaçları karışıktı -bu isteği, kısmen bir anne olmasından, kısmen de doğası itibariyle korumacılığından kaynaklanıyordu. Çünkü Schopenhauer'ın dönmesi için yalvardığı aynı mektupta Schopenhauer'a "ailenle yaşaman senin için iyi olur" diyor ve kendisinin nasıl yaşadığını gözlemleyerek "yanlış fikirlere de kapılmazsın" diye ekliyordu. Johanna bu "yanlış fikirler"in neler olduğunu açıkça söylememişti. Bunu yapmak zorunda da değildi. Schopenhauer'ın annesinin yeniden evlenmesinden korktuğunu ve kendisinin defalarca bir daha kendisini bir erkeğe bağlamayacağını açıkça söylemesine rağmen oğlunun yanlış bir biçimde bu kaygıyı taşıdığını biliyordu. Doğrusu, Johanna'nın böyle bir şey yapacağına inanmak gerçekten de zordu. Daha önceden yaptığı hatayı bir kez daha yapmayacak derecede bağımsızlığına değer veriyordu. Dekan Eichstadt'ın, Jena'daki felsefe
Biyografi
Adele hayretle aynadaki yansımalarına, özellikle de annesinin kayıtsızlığına baktı. Annesinin hayttaki en büyük derdi ileride yapacakları düğünün harika olmasıydı. Tanrım, nasıl böyle bir hayal aleminde yaşayabilirdi? Pencerenin dışındaki dünyada neler olup bittiğini nasıl görmezdi? Haydi onu görmüyordu, geceleri sokaklarda patlayan silah seslerini nasıl duymuyordu?
Sayfa 45
Reklam
Reklam