Gece Yarısı Kütüphanesi, insanın yaşamadığı ihtimallerle kurduğu ilişkiyi ve pişmanlık duygusunun zihinde nasıl büyüdüğünü konu alan, fikir olarak oldukça zengin bir roman. Temel olarak, gerçekleştirilememiş potansiyellerin yasını tutmanın insanı nasıl bir çıkmaza sürükleyebileceğini ve başka bir hayat düşüncesinin ne kadar cazip ama bir o kadar da yanıltıcı olduğunu anlatıyor.
Metin genel olarak akıcı ve kolay okunabilir bir dile sahip. Olay örgüsü sade, kurgu net ve takip etmesi rahat. Ancak bu sadelik zaman zaman duygusal derinliğin önüne geçmiş gibi hissettirdi. Özellikle diyaloglarda bir uyumsuzluk sezdim. İntihar eğilimli, yoğun bir pişmanlık ve çaresizlik duygusu içinde olan bir karakterin iç dünyası bu kadar ağır betimlenirken, konuşma dili bana yer yer fazla düz, duygusuz ve basit geldi. Karakterin yaşadığı ruhsal yoğunluğun, diyaloglara tam olarak yansımadığını düşündüm. Söylenen cümlelerle karakterin psikolojik ağırlığı arasında bir mesafe var gibiydi.
Romanın başından itibaren varacağı son da oldukça belirgin. Daha ilk sayfalarda, tüm ihtimaller denense bile insanın mutluluğunun başka bir hayatta değil, mevcut hayatla kurduğu ilişkide saklı olduğu fikrine ulaşılacağı seziliyor aslında. Bu açıdan sonu şaşırtıcı değil Kitabın vermek istediği mesajın daha baştan görünür olması, okuma sürecindeki merak unsurunu biraz zayıflatıyor.
Karakterin farklı hayatlarda yaşadığı tatminsizlik ise beni en çok düşündüren ama aynı zamanda rahatsız eden noktalardan biri oldu. Duygusal olarak zor bir hayat yaşayan depresif ve intihara meyilli biriyken ortalama bir hayata geçtiğinde bile en küçük pürüzde kök yaşamı mükemmelmiş ve bu hayatta hiç mutlu olamazmış gibi hızlıca büyük bir hayal kırıklığı yaşaması ve hemen geri dönmesi bana anlatımın zayıflığını en çok hissettiren