ENVER PAŞA, yalnız bir İhtiras Adamı mıydı? Bir Hayalperest miydi? Bir cezbeli mümin miydi? Falcıların, rüya yorumcularının ke. hanetleri ile bahtını, kaderini arayan, başı dumanlı, büyülü bir Emel Yolcusu muydu? Yoksa, Napolyon gibi, zamanın kendisine tahtlar, taçlar hazırladığına inanan bir zaferler takipçisi miydi? Bütün bu soruların hiçbirine cevap vermemek en doğrusudur. Çünkü ruh yapısında bunların, hepsinden bir şeyler açığa vuran işaretler vardır.
Ama muhakkak ki, bir aksiyon adamıydı. Ve tarih içinde bir büyük misyonu olduğuna inanıyordu. Ama çağı, çağın şartlarını ve akımlarını, Jeopolitik denilen tarihi-coğrafi şartlar kombinezonlarını değerlendirmekte, muhakkak ki yetersizdi. Kumandan olmaktan ziyade teşkilatçı, ama güçlü bir disiplin adamıydı. Fakat İmparatorluk yıkıldıktan sonra, seçtiği yollarda ve yaşadığı serüvenlerde, ölçüsüz ve ataktı. Onu Pamir eteklerindeki gelişmelerde, karşı tarafın silahlarından ziyade, Jeopolitik şartlarla, çağın gelişmeleri ve hiç tanımadığı bir ülkenin sosyal çarkları yendi...
Ama bütün bunlar yadırganabilir mi? Hayır! Orta Asya, Makedonyalı İskender'in bile bir şeyler aradığı uçsuz bucaksız talih deneme sahasıdır. Tarihe nice cihangirler vermiştir. Fakat Enver Paşa bu topraklarda talihini teraziye koyduğu zaman, Orta Asya'nın Fatih yetiştirme kudreti, artık sona ermişti.
Ama ne var ki, milletlerin, halkların kaderlerine müdahale etmek isteyen ve bu müdahalelerinin kendilerine, Tanrı tarafından takdir edilmiş bir tarihi misyon olduğuna inanan insanlar için, hayatlarının bütünüyle kaderin terazisine atmak da, tarihin bir Kanunudur. s.652-653