Daha önceki okumalarıma erindiğim için inceleme yazmazken ilk defa bir kitaptan bu kadar etkilenip sözcükleri nasıl bir araya getireceğimi bilemediğimden yazmıyorum. Şimdi Behzad ve Yusuf'un oyunu gibi aklıma gelen on kelimeyse; Sarı medrese. Ali Gârbi. Behzad. Yusuf. Aşk. Butimar. Simya. Cinayet. İhanet. İhanet.
Ali Fuat Başgil'in bu eserini yıllar önce hediye olarak almıştım. Bu kadar kıymetli bir eser olduğunu bilmediğimden göz gezdirip bir kenara bırakmıştım. Kitap hakkındaki yorumları okuyunca tekrar elime aldım ve bir çırpıda bitiverdi.
Kitap hakkında ki düşüncelerime gelince genel olarak kitapta gençlere verilen öğütler, bunun dayandırıldığı noktalar ve örnekler var. Böyle deyince kitabın sıkıcı olduğu anlamı çıkmasın. Kitap gayet akıcı ve eğlenceli. Bir çırpıda okuyup, okuduğunuz zaman çok konu hakkında kendi düşüncelerinizin farkına varabileceğiniz bir eser.
Normalde şunu yapın, böyle davranın gibi sözlerin sarfedildiği kitapları sevmem ama emin olun ki bu eser düşünüldüğü gibi bir kişisel gelişim kitabı veya bir eğitim kitabı değil. Herkesin okuyabileceği tarzda. Hatta herkese okutulması gerekilen bir kitap.
Yeryüzünde yaşanan onca acı olayı sessizce sindirdiğimiz şu zamanda yaşanan felaketleri yalın anlatımıyla eserine taşımıştır Tarık Tufan. Kuytu köşelerde kalan, insanların girmeden önce tereddüt ettikleri o mahallede yaşanan olayları dile getirmiştir. Bu bir ölüm olsun, sevda olsun, hasret olsun.. Hepsinin bir ucu acıya dayanan olaylar. Anlayacağınız Tarık Tufan'ın her kitabında olduğu gibi buruk hikayeler var bu kitabında da.
Acı deyince aklıma Zarifoğlu gelir "ne çok acı var!" diye tekrar ederim kendimce. Kitabı bitirdiğim zaman "ne çok acı var" diyebildim. "Ne çok acı var."
Tarık Tufan okumayı en çok sevdiğim yazarlardan birisi. Her eserinde kendime farklı pencereler aralar, o pencerelerden bakarım hayata. Fakat kekeme çocuklar korosu beklediğim gibi değildi. Defalarca okumama rağmen anlayamadığım yerler vardı.
Kitap bir radyocunun kendi kendine olan konuşmalarından ve sosyal yaşamı sorgulayışından oluşmakta. Radyocunun iç konuşmaları malesef ki bana karışık ve anlamsız geldi.Radyocu gerçekten içinden konuşuyor gibiydi.
Tüm bunlara rağmen eserde bir çok bakış açısı ve üzerinde uzunca düşünülecek sözler bulunmakta.
İlerde tekrar okuyup kitabı tekrar analiz etmek istiyorum, belki o zaman bana daha anlaşılır gelir. Belki o zaman okunması için tavsiye edebilirim.
Gürgen ağacının dilinden anlatılan bir masal bu. İnsanoğluna olağan gelen acı olayların dile getirilişi. Çıkarcılığın, düşüncesizliğin, vurdumduymazlığın gözler önüne serilişi. Yeşilin varlığını ya da yokluğunu farketmediğimiz şu zamanda bir farkındalık hareketi bu.
Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarıyla tanışmam benim için heyecan vericiydi. Sadece bir kaç gün önce adını duymuştum ve kitabevine fotokopi çektirmek için gittiğimde kitapları karşıma çıkmıştı. Kapak tasarımları, arka kapağındaki tanıtımlar bende garip bir heyecan uyandırdı. Böylelikle üç kitabıyla çıktım kitabevinden.
Kaleminin güzelliği ve sadeliği öylesine güzel ki kendimi gürgen ağacıyla bir hissettim. Aklıma gelmeyen onca şeyi gürgen ağacıyla düşündüm.
Kalemine hayran kaldım Hasan Ali Toptaş'ın. Kalemine ve ince düşünüşüne... Böylesine güzel kalemler varken bunu bu kadar geç farkedişime yandım. Herkesin okuması gerektiğine inandığım bir eser. Benim için sırada diğer kitapları var..