Arabamdan adımımı atar atmaz burnumun dibinde bitti. "Tanrım!" göğsümü sıvazladım.
"Bunu yapmayı keser misin, lütfen?"
"Neden" Başını aşağı indirdi. "Artık bizi biliyorsun."
"Evet, ama bu normal bir insan gibi yürüyemeyeceğin anlamına gelmiyor. Ya annem görse seni?"
Sırıttı. "Onu büyüler, hayal gördüğüne ikna ederdim."
Onu itip geçtim. "Akşam yemeğini annemle yiyorum."
Daemon önüme fırlayıp çığlık atmama neden oldu. Ona bir yumruk savurdum ama yana kaçtı. "Tanrım! Beni korkutmak hoşuna gidiyor."
"Kimin? Benim mi?" Gözleri masum bir ifadeyle koca koca açılmıştı. "Akşam yemeği ne zaman?"
"Altı da." Ayaklarımı yere vura vura basamakları çıktım. "Ve sen davetli değilsin."
"Sanki ben seninle yemek yemeye bayılıyorum da," diye cevabını yapıştırdı. Ona bakmadan hareket çektim.
"Yüzün gülüyor, acaba yumruğumu yedikten sonra da öyle sevimli sevimli sıratabilecek misin?" dedi sıktığı dişlerinin arasından.
Yiğit ve Altuğ evlerine gelmişti. Tek sorun aile üyelerinden sadece kendisi ve Esila'nın evde olmasıydı. Ateş ve Yiğit Bir Hayli tuhaf görünüyordu.
"Güzel yüzüme dokunmaya kıyamazsın kardeşim" dedi grimsi gözleri yine kısılmıştı. Ateş derin bir nefes verdiğinde tuttuğu eli daha da sıkmıştı. "Bu sefer tehlikeli oynuyorsun Yiğit." dedi.
ciddiyetle elini geri çekerken bakışları biraz İlerideki Altuğ'a kaymıştı.
"Buraya kadar geldiğine göre çoktan kabullenmiş olmalısın." dedi alayla.
Yiğit onun ne yapacağını anlamış olacakki geri çekilerek koltuklardan birine rahatça oturmuştu.
Esila şaşkınlıkla onları izlerken Ateş'ten sert bir yumruk yiyen Altuğ hazırlıksız yakalandığı için sendelemişti. Ağabeyinin bu hareketi karşısında ağzından korkuyla çığlığı fırlayan genç kadın geri adım atarak dehşetle açtığı gözleriyle onlara bakıyordu "Ağabey..." dediği an doğrulan Altuğ bu sefer diğer gözüne yumruğu yediğinde yanakları öfkeden kısılmıştı. Yiğit'in küçük kahkahasına inanamaz gözlerle bakan Esila ne yapacağını bilmiyordu. Ağabeyi... Yoksa her şeyi öğrenmiş miydi? Hızla öne doğru bir adım atacakken fark ettiği şeyle olduğu yerde durdu. Ateş onu yere yatırıp yüzüne sayısız yumrukları indirirken genç adam en ufak bir karşılık vermiyordu. Bunun da öfkesiyle durmak bilmeyen Ateş kendisini kaybetmişti. Esila korku ile Yiğit'e baktığında biraz önce gülen yüzünü düşünceli bir hal almıştı. "Bir... Birşeyler yap!" dedi endişeyle. Yerde kanlar içinde olan adam hala en ufak bir karşılık vermemişti. Ateş doğrularak ayağa kalktığında sert tekmesini Altuğ'un kaburgasına geçirdiğinde sıktığı yumruklarıyla acıyla inleyen adam yine tek kelime etmemişti. En sonunda Derin
Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?