Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı
Nazi Almanyasında Yahudilerin toplama kamplarına ve gettolara naklinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Buenos Airesin kenarı mahallelerinden birinde yakalandı ve İsrail’e getirildi 11 Nisan 1961’de Kudüs bölge Mahkemesi’ne çıkarıldı ve 15 ayrı iddia ile suçlandı başkalarıyla birlikte nazi rejiminin başından sonuna kadar özellikle ikinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi halkına karşı suçlar insanlar karşı suçlar işemişti
Türkiye’de totalizm üzerine çalışmalar ile tanınan ünlü siyaset bilimci Hannah Arend bu kitabında nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudilerin toplama kamplarında önüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Otto Adolf Eichmann Kudüs’teki yargılama sürecini ele alıyor Yahudi soykırımının mimari olarak sunulan Adolf Eichmann sadist bir canavardan ziyade hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğunu dikkat çeken Arend özellikle düşünme ve muhakeme iletişimin kaybolması ile birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor.
Arend ,Adolf Eichmann'ın davasını The New Yorker dergisi için takip ederken geliştirdi ve daha sonra bunu Eichmann Kudüs'te adlı kitabında derinleştirdi.
Arendt davanın başına gittiğinde, milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına gönderilmesini (lojistiğini) organize eden Eichmann'ın "sadist bir canavar" ya da "psikopat bir nefret figürü" olmasını bekliyordu. Ancak mahkeme salonunda karşılaştığı figür tamamen farklıydı.
Kitap , Soykırım sürecini de başlık başlık ele almış
özellikler3-13 arasın bölümler Soykırım’ın nasıl planlandı nerede ne şekilde hayata geçirildiği konusunda net bilgiler sunmaktadır örneğin
İlk çözüm olarak Yahudiler sürgün etmek düşünürken ikinci çözüm olarak Yahudiler bir merkezli toplamak ve nihai çözüm olarak da öldürmeyi planlıyorlar
Soykırım sadece
Şahsen dorlion yayınlarının çevirisini merak ettiğim için alıp okudum. Eğer Konuşmalar kitabını alıp okuduysanız bu kaynak 3-4 miting dışında size farklı bir şey vermeyecektir. Bu kaynak yerine dediğim gibi Konuşmalar (1921-1941) kitabını tavsiye ederim çok daha derli toplu ve daha anlaşılır bir işçilik var.
Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı”
1963’te yayımlanan Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (Türkçede genellikle Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığıyla biliniyor), Hannah Arendt’in Nazi Almanyası’nın lojistik planlayıcılarından Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılanmasını izleyerek kaleme aldığı çarpıcı bir eser. Arendt, beş ay süren davanın altı haftalık bölümünü izlemiş ve gözlemlerini aktarmış.
Arendt’in en sarsıcı bulduğu nokta şu: Eichmann, şeytani bir canavar gibi görünmüyor. Aksine, klişe cümlelerle konuşan, düşünme yetisini reddeden, bürokratik rutinlere uyan sıradan bir memur portresi çizer. Onun savunması hep aynı cümledir: “Ben sadece emirleri uyguladım.”
Arendt, kötülüğün kaynağını nefret ya da sadizmde değil, düşüncesizlikte ve kör itaate dayalı bürokratik mekaniklikte bulur. Ona göre en büyük kötülükler, düşünmeyen, sorgulamayan ve yalnızca emirlere uyan sıradan insanlar eliyle yapılır. İşte bu yüzden “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, insan doğasına ve modern bürokrasiye tutulmuş en sert aynalardan biridir.
Eichmann, milyonlarca insanı ölüm kamplarına gönderen bir lojistikçi olarak, yaptığı işi bir “teknik görev” gibi görür. İnsanların acısı onun gözünde bir “lojistik meseleye” indirgenir. Arendt’in korktuğu nokta tam da budur: İnsan, başka insanların hayatını teknik bir ayrıntıya çevirdiğinde, korkunç şeyler normalleşebilir.
Kitap yayımlandığında büyük tartışmalar yaratmış. Bazı kesimler Arendt’in Eichmann’ı “hafiflettiğini” düşünüyor. Oysa Arendt amacının onu masum göstermek olmadığını, tam tersine, Eichmann’ın suçlu olduğunu söylüyor. Ancak asıl tehlikenin, kötülüğün insanüstü bir şey değil, gayet insani bir şey olmasında yattığını ekliyor ve şöyle diyor:”Eğer kötülüğü sadece “canavarlara” ait sayarsak, sıradan insanların da
Zweig’ın savaş yıllarında kaçmak zorunda kaldığı Adolf Hitler’den, bir başka savaş alanında aldığı intikamı anlatır. En azından bunu anlattığına dair bir yaklaşım var ki bu yaklaşımla kitabı okumak, keyfini en az iki kat artırıyor; tabii savaş alanını satranç tahtası, yenilmez satranç şampiyonunu da Hitler Almanyası olarak görürsek. Psikolojik analizlerin bu denli başarılı olmasının, Zweig’ın da bu yaklaşımla yazmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Stefan Zweig
Hayır faşist değilim ve Nazileri desteklemiyorum; ancak Adolf Hitler'in bir savaş ve strateji dehası olduğu gerçeğini tarihsel açıdan inkar edemeyiz. Dünya tarihini kökten değiştiren bu trajik dönemi ve o dönemin arkasındaki zihniyeti anlamak adına bu kitabı okumamak büyük bir eksiklik olurdu. Mevcut politikalar ve platform kuralları gereği, konu hakkındaki daha detaylı görüşlerimi ve düşüncelerimi burada paylaşamıyorum.
KavgamAdolf Hitler · En Kitap · 201612,8bin okunma
ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK – JOHN BOYNE
Yıllardır okumak istediğim ama bir türlü okuyamadığım bir kitaptı benim için. Elime geçer geçmez okumaya başladım ve bir solukta bitirdim. Kitabın filmi de var ve instagramda karşımıza çıkan o film sahnesinin kitabın bir yerlerinde karşıma çıkacağını bilerek okudum. Bu durum da kitabın sonuna gelmek istemememe neden olsa da kitap o kadar akıcı ki elimden bırakamadım.
John Boyne bu kitapta ırkçılığı çok iyi bir şekilde anlatmış. II. Dünya Savaşı sırasındaki Holokost yani Yahudi Soykırımı trajedisi iki çocuğun gözünden anlatılıyor. Baş kahramanların çocuk karakterler olması ve çocukların dostluğu üzerinden olayın anlatılması kitaba farklı duygular katmış. Bir tarafta çocukların masumiyeti bir tarafta dünyanın karanlık yüzü var. Yazar burada okuyucuda duygusal farkındalık ve empati yaratmaya çalışmış. Adolf Hitler kitapta Führer olarak Auschwitz Toplama Kampı ise Out-With olarak geçiyor. Yazar kitapta tarihi birebir yansıtmak istemese de kitap bize gerçekleri hatırlatıyor.