En sevdiğim kitaplar arasında ilk ikiye yerleşmeyi fazlasıyla hak eden bir eser oldu Oblomov. Karakterler arasındaki diyaloglar yer yer gülümseten, yer yer insanı durup düşünmeye zorlayan bir derinliğe sahip. Zahar ise Oblomov’dan sonra gönlümde taht kuran ikinci karakter oldu.
Oblomov, hayatınızda karşılaşabileceğiniz en üşengeç insan olabilir; çorap giymeyi bile erteleyecek kadar hareketsiz, karar almaktan kaçacak kadar yorgun bir ruh… Hayatında olup biten her şeyi öteledikçe, okur olarak onun yerine sinirleniyor, sabırsızlanıyor ama bir yandan da kendinizden bir parça buluyorsunuz. Ne zaman bir işi ertelesem ya da tembelliğe yenik düşsem, Oblomov usulca düşer aklıma.
Böylesi bir karakterin âşık olduğunda nasıl dönüştüğünü görmek ise bambaşka bir his. Onunla birlikte üzülüyor, onunla birlikte seviniyor, kalbinin atışlarını kendi içinizde hissediyorsunuz. Oblomov; okuduğum en masum, en çıkarsız ve en içten seven karakterlerden biriydi. Onun sevgisi sessiz ama derin, kırılgan ama gerçekti.
Keşke yolunuz bir gün Oblomov’a düşse; onunla tanışsanız, dünyaya biraz daha yavaş, biraz daha kalpten bakmayı öğrenseniz.