“Ben temiz bir kağıt yaprağı değilim…
Kafana göre üzerine bir şeyler yazabileceğin, şekil verebileceğin, sıkıldığında buruşturup atabileceğin…
Ben üzeri yazılmış dolu bir kağıt yaprağıyım… Daha önce şekillenmiş çizilmiş silinmiş yeniden yazılmış… “ der Agafya.
Agafya Matveyevna’ya gittikçe artan bir yakınlık duyması, sevgiyle ilgisi olmayan, sadece bir insanın ateş karşısında yavaş yavaş ısınması gibi bir şeydi.
Her zaman çay içtiği küçük salona gidip, eline kitabını alarak bir koltuğa yerleştiği, Agafya Mihaylovna’nınsa ona çay getirip her zamanki gibi “Ben de oturacağım beyim,” diyerek pencere kenarındaki sandalyeye oturduğu sırada ne kadar garip olursa olsun hayallerine veda etmediğini ve bu hayaller olmadan yaşayamayacağını hissetmişti.
"Artık benim de ona aynı zevki tattırmanın zamanıydı.Sanki onun kışkırtıcı vahşiliği bana geçmişti. Ama o an içimde onun kırılgan yanını görüyorum. Benim için sadece bir vücut değilsin Agafya demek istiyorum. Dışarıdaki buz tutmuş saçaklara dokunmak gibi o an Agafya'ya dokunmak. Kesebilir, üşütebilir, ama saydamlığı öyle çekici ki. Hem kırılgan, hem asil hem de güçlü. O an Agafya'nın kırılgan yanını görüyorum ne kadar saklamaya çalışsa da."