Adam heyyi hey diye bağırmak istiyordu, hem de ciğerlerinin bütün gücüyle. Ama artık kendisi için değil, o bir yıllık evli için, onun adına, onun korku sinmiş, dert bürümüş evi adına. Ve adam; ah gene o ilk işsizliğindeki gibi genç olsaydım diye hayıflanıyordu, gene bir çiçekçi dükkânının vitrinini tekmelemek istiyordu. Üstelik bu sefer mutlaka, ama mutlaka bir demet karanfil alıp kaçmak için, o korku sinmiş, dert çökmüş evin erkeğine bir demet karanfil götürebilmek için.Ama adam şunu da biliyordu ki, şimdi genç olsaydı yalnız bir çiçekçi dükkânının camını tekmelemekle kalmaz, akşamların et kokulu, huzur kokulu, güven kokulu, kedili, radyolu, ışıklı ve iyi ısıtılmış, ve sevgileri bütün bunlarla pekiştirilmiş -sanılan-mutluluklarını sımsıkı örtmüş -sanılan- kapılarını da tekmelemek ister.. ve tekmelemeden yapamazdı.
Ah Pollyanna,
İçimde sanki hep aynı şarkıyı çalan bir laterna: Cancağızım basma perdeme bir çiçek de sen
olsaydın
Kaçarken yangın merdivenlerine
Keşke grapon kağıtları assaydın.
Adam heyyi hey diye bağırmamak için avurtlarını dişliyordu. Adam avurtlarını bırakıp dudaklarını, dudaklarını bırakıp avurtlarını dişliyordu. Bu da heyyi hey diye bağırmamak içindi, başka bir şey için değil.Bir kere daha işsiz kalmıştı. Yıllırca önceydi o. Ama dünmüş gibi hatırlıyordu şimdi: Bu gün ile iç içe gibi bir şeydi bu hatırlayış; bugün? Dün? Hatırlamak veya içinde olmak? Ah bir heyyi hey diye bağırıverse, ciğerlerinin bütün gücüyle!
Vekaleten olmaz aşk;
Temsilen, hevesten değil, istemeden, kendiliğinden olur. Ateşten korkarken yanmaktan zevk alır gibi. Yanarken sönmek ister gibi.
Kavgası olur bazen insanın. İtirazı da olur bazen, ama mecazen. Mani olmaya çalıştıkça mahkum olur bedenin.
Ellerin zincirli, gözlerin kapalı, aşka tutsak, aşka sitemli.
Anlatırken tutulur dilin, hissederken sızlar kalbin, gururun, aklın, yüreğin saygıyla önünde eğilir, dile gelir söylenir.
Ah heyhat, AŞK, sen nelere kadirsin…