Ne giyersen giy hâlâ bir cücesin. Hiçbir zaman basamaklardaki şövalye kadar uzun olmayacaksın; uzun bacakları, sert karnı, geniş ve erkeksi omuzlarıyla o şövalye kadar.
" Ne kadar güzel konuşuyorsun," dedi kız farkında olmadan. Martin onun kendisine meraklı gözlerle baktığını fark etti.
" Umarım konuşmasını öğreniyorum," diye kekeledi. " İçimde söylemek istediğim öyle çok şey var ki. Kimi zaman tüm dünya, yaşam, her şey içime girmiş de benden onların sözcülüğünü yapmalarını istiyorlarmış gibi geliyor bana. Nasıl hissettiğimi anlatamıyorum. İçimdeki yüceliği duyuyor ama konuşmaya başladığımda bir çocuk gibi geveliyorum. Duyguları sözcüklere dönüştürmek büyük bir iş. İster söylensin, ister yazılsın bu sözcükleri okuyanlar ya da işitenler aynı duygulara sahip olmalı. Büyük bir iş bu. Bak, yüzümü otların arasına gömüyorum ve içime çektiğim hava binlerce düşünce ve hayal yaratıyor kafamda. İçime çektiğim evrenin havası. Şarkı söylemesini, gülmeyi, başarıyı ve acıyı, mücadele ve ölümü biliyorum. Otların kokusu beynimde binlerce görüntü yaratıyor. Bunları sana, tüm dünyaya anlatmak isterdim. Ama nasıl yapabilirdim bunu? Dilim bağlanmış sanki. Şimdi sana, otun kokusunun bende uyandırdığı etkiyi anlatmaya çalıştım. Ama başaramadım. Beceriksiz birkaç sözle imada bulunabildim, o kadar. Sözcüklerim yetersiz kalıyor. Ah!" Ellerini umutsuzca yukarı kaldırdı." Olanaksız bir iş bu! Anlaşılmayacak bir şey! Başkasına iletilemeyen bir şey! "
Siz benim sorularımı cevaplayın, ben de sizinkileri.” “Gerçekleri mi?” “Ah, istediğiniz gerçekler mi? Tyrion, insanın her zaman gerçeklere aç olduğunu iddia ettiğini ama gerçeğin tadını çok ender beğendiğini söyler.”