#fısıltıadam #alexnorth // Kitabı elime alır almaz kapakta ne göreyim. Koyu harflerle yazılan bir cümle göz kırpıyor bana. Çok beğendiğim “İşaret” kitabının yazarı Steve Cavanagh, Fısıltı Adam için; “Son on yılın en iyi gerilim romanı” demiş. Haydaa aldımı beni bir heyecan. Hayran olunası bir yazardan yine hayran olunası bir açıklama, gel de okuma. Bir de kitapla ilgili şahane yorumlar okuyunca beklentim arşa çıktı. Amaa… Neyse kısaca konudan bahsedeyim,
Featherbank kasabasında altı yaşında bir çocuk kaybolur. İki ay boyunca hiçbir ize rastlanmadığı gibi en ufak ipucu dahi bulunamaz. Aynı yerde yirmi yıl önce, bir seri katil beş çocuğu kaçırıp öldürür ancak çok geçmeden yakalanır. Peki o hapisteyse, hala karanlıklara fısıldayan kimdir?
Her yer bu olayla çalkalanırken altı yaşındaki Jake ve babası Tom’da yeni bir hayata merhaba demek için kasabaya gelirler. Taşındıkları yeni evin gizemi Tom’u ürkütsede oğlu mutludur ve o da yeni hayatına adapte olmaya çalışır. Fakat bir süre sonra Jake çok tuhaf davranmaya başlar.
Polisiye yönü oldukça zayıf, gerilim denemeyecek kadar naif, duygusal ağırlığı daha baskın olan, iş, oluş ve durumların birbirleriyle ilişkilendirmesi çok basite indirgenmiş, sebep-sonuç yüzeysel işlenmiş. Kitabın başından sonu belli, her şey ortada ve aleni. Daha çok söylerim de okumamış olanlara epey haksızlık ettim, farkındayım. Merak edenler ya da sormak isteyenler dm’den yazabilir.
Sevdiğim yönleri yok mu? Elbette var. Duygusal yönüyle yakaladı beni. Kitaptaki erkek karakterlerin her birinin ayrı hayat hikayeleri var ve hepsi fazlasıyla hüzün barındırıyor. Ahh Tom seni kalbimde hissettim. Baba, oğul ve dede ilişkisi çok başarılı işlenmişti. Beklentileri, çatışmaları, sırları ve umutları okumak güzeldi. Gerilim değilde duygusal olarak kategorize