Doğaya her türlü aykırılık,günahtır. En günahkar insan,(din adamı)rahiptir:o,doğaya aykırılığı öğretir. Rahibe gösterilecek olan,nedenler değildir,tımarhanedir.
Kör bir kuyuda yitirdim suretimi belki bir Yezidiyim
Bir ceylanın gözlerine akşam çökünce
Sanki yağlı kementler dolanıyor boynumda
Düşlerimde kanlı çocuk kundakları
Delik deşik ağıtlar bin yıllık çıban
Eski bir yalan oluyor Babil söylenceleri
Toprağa ateşe su ve rüzgâra
Kan damlıyor Avesta’nın sayfalarından
Her coğrafyaya bir renk işledim belki bir çingeneyim
Kırlarda unuttum desem de düşlerimi
Sönmedi o ateş hep yandı bedenimde
Kondular beni kendine benzetemedi
Her toprakta ölülerim var
Atlaslar parçalar yüreğimi bu yüzden
Ateşten bir ordudur bütün sınırlar
Ertelenmiş bir acıyım belki bir Ermeniyim
Ziyaretçisi olmayan bir mezar taşı gibi
Hep tenha oldum nasibimi bilirim
Bütün replikler yanlış şifrelenmiştir
Yüzümün çizgilerinde durur rivayet
Her gün yeniden çarmıha gerilirim
Bir sığınmayım sanki bu dünyada belki bir Süryaniyim
Eski bir çeşme gibi artık su akıtmayan
Silmeye çalışmayın anıların izini
İçinde yarım kalmış günlüklerimle
Gümüş işlemeli bir sandık gibi kalayım öyle
Varsın hüzün sözcüğü eşanlamlı tutulsun ömrümüzle
Ben yine her gece kulağına fısıldarım taşların
Yüzümü serin sularında yıkarım
Dicle kirvem olur milattan beri
Oysa gündüz ve gece kişileri aynı kişiler. Gün ışığı içimizdeki teslimiyetçiliği ortaya çıkarır, ama geceleri kendimizi özgür hissederiz. Gün boyunca hayatta kalmaya, geceleri yaşamaya çalışırız. Gün ışığı bir tuzaktır. Işık bizi kör eder. Ama geceleri, gözlerimiz faltaşı gibi açılır. Gün boyunca dikkatimiz, gözlemin hizmetine sokarız.Gündüzleri uydusuyuzdur dışımızda olup bitenin. Oysa gece artık izlenecek bir şey yoktur. Sadece, yaşamın belirgin sesi duyulur içten içe. "Yaşamın anlamı" gece duyumsanır ve sorgulanır.Yaşam gecenin konusudur.