9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 84. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2025 01:02
Türkiye'nin yakın tarihiyle ilgili okumalarımda bence çok önemli bir kitap oldu #k:438948. Okurken çoğu yerde dişlerimi sıktım, ağladım. 30 yıldır kaybolan yakınları için mücadele eden bu insanlara devlet tarafından yokmuş gibi davranılması, hor görülmesi, tartaklanması, adalet mücadelesi verirken bürokrasi ile uğraştırılması akıl alır gibi değil. Özellikle son yıllarda birbirimize şu cümleyi kuruyoruz sevdiklerimizle. "Allah kimseyi bu ülkenin karakollarına, mahkemelerine ve hastanelerine düşürmesin." Bu ülkede hak ve adalet arayışı o kadar zor ki! Yakınınızı kaybetmeniz yetmiyor, kendi sağlığınızı, canınızı, malınızı, akıl sağlığınızı ve yuvanızı kaybedebiliyorsunuz. Hayat kaldığı yerden devam etmiyor bu insanlar için. Tüm bu yaşananlara bakıyorum da; anneler ve babalar geride kalan evlatlarına nasıl bakabilmiş, çocuklar büyümüş, kardeşler evlenip yuva kurmuş. Bizim dertlerimizi bu insanlarınkiyle karşılaştırınca maalesef şükredesim geliyor kendi halime. 1980 darbesiyle beraber sistematik bir şekilde polis ve asker tarafından bu ülkenin evlatlarına işkence uygulandı uzun zamanlar. Özellikle solcular, Kürtler ve Aleviler bu yaşananlardan en çok nasibini alanlar. Düşünebiliyor musunuz gözaltında, hapiste, sorguda insanlar kayboluyor. Aileler yakınlarını bulmak için karakolları, hastaneleri hatta mezarları geziyor. Devlet inkâr ediyor ama sonradan gerçekler ortaya çıkıyor. Issız ormanlara cesetler bırakılıyor, kimsesizler mezarlığına gömülüyorlar hatta kuyuya atıp üzerilerine taş dolduruyorlar. Mardin Dargeçit'te henüz 13 yaşındayken gözaltına alınan Davut Altunkaynak'ın cesedini yıllarca arıyor babası. Çocuklara bile Filistin askısı yapıp, işkence ediliyor. 1995 yılında kaybolan oğlunun kemiklerini 2012 yılında bir kuyunun en dibinde tam 120 metre aşağıya inerek
Araştırma-İnceleme
Cumartesi AnneleriSerdar Korucu · Doğan Kitap · 20249 okunma
Puan vermedi
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR! Merhaba! Sözleşmeyi, eşcinsellik, toplumu cinsiyetsizleştirme gibi amaçlar güttüğüne yönelik iddialar ortaya atıldığını duyduğumda okumuştum. Öncelikle okumadığı halde bu sözleşmeyle ilgili 7/24 sosyal medyada atıp tutanlarla aynı ülkede yaşadığım için UTANIYORUM. Toplumları uçurumlara sürükleyen en büyük etkenler bunlar işte: Okumamak, bilmediği halde fikir sahibi olmak. Bu zihniyetin Afganistan'da Farkhunda Malikzada'yı Kuran yaktığı gerekçesiyle bir anda vahşice linç edip öldüren, hatta ölüsüne bile eziyet eden yüzlerce kişinin zihniyetinden benim gözümde hiçbir farkı yok. Sadece Türkiye gibi medeni değerlere daha yakın, laik bir ülkede doğmuşsunuz, o kadar. Herkes desteklediği siyasetçi ya da parti ne derse sorgulamadan, araştırmadan kabul ediyor. Eşcinselliği normalleştiriyor, aile yapısını bozuyor diyenlere soruyorum, sözleşmenin neresinden çıkardınız bunu? Cinsel yönelim ifadesinin geçtiği bir madde var, o madde de kimseye din, dil, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ayrımı yapılmaksızın mağdur, mağdur olarak kabul edilir diyor. Yani insanın, sizin etiketlerinizin dışında, sadece insan olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu maddeden böyle bir sonuç çıkarmak tam anlamıyla çarpıtmaktır. İnsanların okumayacağını bildikleri için her türlü yalanı atıp insanları dolduruşa getirdiler, sözleşmeyi kaldırmak için zemin hazırladılar. Kadınların şiddete dur demesinden, psikolojik, fiziksel her türlü şiddete ses çıkarmaya başlamasından rahatsız oldular. Özellikle kadınların, kendilerini koruyan bu sözleşmeye karşı çıkışlarını anlamlandıramıyorum. Sözleşmenin hikayesi söylenecek hiçbir söz bırakmıyor: Nahide Opuz, eşinin şiddetine maruz kaldığını, ölümle tehdit edildiğini 36 KEZ şikayet etmesine rağmen AİHM kararında da denildiği gibi
Düşünce
İstanbul SözleşmesiKolektif · Ahbap Kitap · 202095 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2024 236. kitabı
Mustafa Karaca/ Ölümün Utandığı An. 1970'li yıllar, ülkemizde büyük bir kaosla geçti. Devletimizin Rusya'nın uydusu olmasını isteyen komünistlere karşı, Kuvayi milliye ruhu ile mücadele eden Ülkücüler 5.000 civarında şehit verdi. Kardeş kavgasını bitirdiğini iddia eden 12 Eylül ise, sonradan görüldü ki Amerika tarafından Ülkücülere karşı yapılmış bir askeri darbeydi. Vatan, millet, din aşkıyla mücadele eden Ülkücüler, bu defa öpmek istedikleri el tarafından işkencelere tabi tutuldu, bazıları idam edildi. AİHM 12 Eylül'den sonra cezaevlerindeki işkenceyi tespit etmek amacıyla, ülkücüleri ziyaret ettiğimde ise " Devletimizi başkasına şikayet etmeyiz " düşüncesindeki Ülkücüler yapılan işkenceleri inkar ederek, sineye çektiler. Yaşadıklarında pek anlatmadılar. Mustafa Karaca, kitabında kendi başından geçenleri anlatmaktadır. Baba Nasihatı ile başlayan kitap, yazarın Bursa, Maltepe, Mamak, Selimiye, Bursa F tipi cezaevleri'ndeki yaşadığı süreci duygusal anlatımlarla okuyucuyla buluşturmuştur. Bir idam mahkumunun yaşadıkları, duygusallığı okuyucuyu üzerken, hayatta kalmak için verdikleri mücadele, hatta cezaevinden firar bölümleri okunurken de tebessüm, okuyucuyu yalnız bırakmayacaktır. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Ölümün Utandığı AnMustafa Karaca · Bilgeoğuz Yayınları · 20203 okunma
10/10
·504 syf.·
2023 4. kitabı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görev yapmış eski bir yargıç, CHP milletvekili ve eski büyükelçi olan Rıza Türmen ile Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni onur derecesiyle tamamlamış bir doktora öğrencisi olan Işıl Kurnaz arasında geçen diyaloglardan oluşan nehir söyleşi türündeki "Bir AİHM Yargıcının Not Defteri" isimli eser beni hem çok hüzünlendirdi ve üzdü hem de çok mutlu edip gururlandırdı. Öncelikle neden mutlu olduğum hususundan başlamam gerekir ise bu hususla ilgili birkaç açıklamada bulunabilirim. Mesleğin içinden gelen bir AİHM yargıcının ve eski büyükelçinin -yani devleti hem çeşitli platformlarda savunmuş hem de yargılamış bir kişinin- görüşlerini, gözlemlerini, bilgilerini ve yorumlarını sanki onunla konuşuyormuşçasına okumak ve bu denli büyük bir birikimden yararlanmak benim için çok faydalı oldu ve beni çok mutlu etti. AİHM'in işleyişini, problemlerini, AİHM'de görev yapan başta yargıçlar olmak üzere personelin birbiriyle ilişkilerini, yargılamaların nasıl yapıldığını, mahkeme salonunda neler giyildiğini, mahkeme salonunun kapısının nerede olduğunu, bir yargıcın tarafsız davranmaz ise başına neler gelebileceğini, gerek mahkeme salonunda gerek ise de dışında neler konuşulduğunu, prosedürleri, tartışmaları, AİHM'in nasıl oluştuğunu başka bir ifade ile geçmişini detayları ile öğrenmek, bu denli kapsamlı bir eserin ortaya çıkmış olması ve birtakım olaylara yeni bakış açıları kazanmak beni çok mutlu etti. Tüm bunlara ek olarak Genel Kamu Hukuku I-II ve Anayasa Hukuku I-II gibi derslerimde detayları ile gördüğüm "yaşam hakkı", "kölelik ve zorla çalıştırma yasağı", "özgürlük ve güvenlik hakkı", "ifade özgürlüğü", "özel ve aile hayatına saygı hakkı" gibi hak ve yasakları gerek Türkiye aleyhine/lehine gerek ise de Norveç, Birleşik Krallık, Fransa gibi
Hukuk
Bir AİHM Yargıcının Not DefteriRıza Türmen · İletişim · 20228 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2023 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2023 22:54
Kürt meselesi aklımı üniversiteye gelip de Doğu'dan gelen dostlarla münasebet kurup uzun sohbetler yaptıktan sonra beni meşgul etmeye başladı. Bu raddeden sonra ise bugüne kadar entelektüel saydığım şahısların kıymetini sorgulamaya başladım. Bilhassa kendi cenahımın önde gelen mütefekkirlerinin bu konuya neden bigane kaldıklarını merak ettim. Onların buna hiç değinmemesinden duyduğum şaşkınlık merhum Sezai Karakoç'un hâtıralarında azamiye ulaştı. Zira Diyarbakır/Ergani'de doğan, Ağrı/Kösedağı'nda askerlik yapan; Gaziantep/Kilis'te sınırda kontrolörlük yapan; Mardin, Urfa gibi daha birçok ile de geziler tertip eden Karakoç bırakın Kürt meselesini, Kürtlerden bahsetmiyordu bile. İşte o andan itibaren Müslüman mütefekkirlere yönelik -benim için ilk ciddi tenkit- bir tenkit meydana geldi: Mütemadiyen idealizm kasarak hissiyattan ileriye gidememek bizi gerçeklikten koparmış. Türkiye üzerine kafa yoran insanlar olarak bir Kürt gerçeğine ırak kalmak kabul edilemez bir şey olmalıydı. Üstelik gerek Necip Fazıl'da, gerek Salih Mirzabeyoğlu, Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve daha birçok düşünürde bunların izlerini görmemek, adeta bir Kürt'süz Türkiye'nin yol haritasını çıkarmaları onların entelektüelliğini ve bütüncüllüklerini bir daha düşünmeme yol açtı (Burada entelektüelliği Edward Said'in tanımı ile ele aldığım için kullanıyorum). Elbette yok saymak sadece bahsetmemekle olan bir şey değil, İsmet Özel gibi, Kürt meselesinin olmadığını doğrudan söyleyen ve bu meseleden neşvünema bulan taleplerin Kürtlere Amerikalılar tarafından dikte edildiğini söyleyenler de vardı. Ayrıca bu konuyu konuştuğum bir İsmet Özel okuru, bugüne kadar Kürtler Türklüklerinden memnundular, dedi... Sonra da İslâm'da buluşmaktan bahsetti. Bu görüşlerin gerçeklikten kopuk
Felsefe-Düşünce
Barışa Emanet Olun Kürt Sorununa Yeni BakışHasan Cemal · Everest Yayınları · 2011127 okunma
"Cenab-ı Allah'ı Size Emanet Ediyorum."
Puan vermedi·428 syf.··
2022 105. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2022 22:25
Bizim için meclisli idare sistemleri, 31 Mart 1877’de başladı. Hali hazırda hanedan tarafından atanmış il, liva ve kaza yöneticileri arasından, nasıl yapıldığı belli olmayan bir seçimle, toplamda 115 vekille, koskoca Osmanlı Devleti’nin ilk meclis deneyimi başladı ve bitti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 550 milletvekili var. Osmanlı Devleti’nin birinci meclisi toplamda 3 ay çalıştı. İkinci meclis 62 gün dayanabildi. Üçüncü meclis 3 sene dayandı ve Balkan Harbi patlayana kadar, memlekette kaşımadık yara, koparmadık dikiş bırakmadı. Dördüncü meclis, Balkan Harbi’nin yaşandığı bir Osmanlı’yı 5 ay bile yönetemedi. Beşinci meclis Bâb-ı Âli Baskını’yla kuruldu. Sözde seçime, tek parti katıldı; tek parti kazandı. Osmanlı diye bir şey kalmayıncaya kadar, Mondros imzalanana kadar, bu iktidar hükümet etmeyi kimseye bırakmadı. Mondros’u imzalamış, I. Dünya Savaşı’nı kaybetmiş bir Osmanlı’nın meclisi olmak için bile yarışanlar vardı. 12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Meclisi, 3 ay sonra, 11 Nisan 1920’de kapatıldı. Üç aylığına vekil olmak için ne kadar zaman çabaladıkları bilinmez ama son Osmanlı Meclisi’nin kapatılmasından 13 gün sonra, Ankara’da TBMM açıldı. Bu geçmiş meclisler de sözde milletin meclisleriydi ama bu tabloya bakınca, meclisin ömrü ne kadar uzun olmuşsa milletin kaybı o kadar çok olmuş gibi görünüyor. Laf Ola Beri Gele Cumhuriyet dönemi meclislerimizi incelemek için üniversitelerimizde en az 6 yıl öğretim veren müstakil fakülteler kurulsa bile az gelir fakat şu kadarını söyleyerek geçmek de mümkündür: Kişi, kâmil oldu mu üstad mertebesinde, Ona madde üstünde bir değer vereceksin… Baktın ki; hali, tavrı değişti meclise gelişte, Çüüşşş…deyip, sırtına bir semer vereceksin. Şair Eşref meşrutiyet dönemi şairidir. Meclis dediği, bizim meclislerden değildir
Siyaset
Meraklısı İçin Casuslar KitabıMurat Yetkin · Doğan Kitap · 2018166 okunma