Topraktaki bir hobbit yaşardı ve bizi macerasına sürükleyerek devasa bir evrenin içinde,macera dolu bir yolculuğa çıkarırdı.Hobbit benim için her daim 'yakında okunacak o kitap' olmuştu.Bilirsiniz kitap veya seri sürekli aklınızdadır 'evet evet bir gün okuyacağım,filmlerini de izledim ama bir türlü vakit bulup seriye ya da kitaba başlayamadım' diyorsunuz.Evet,Hobbit bu cümlenin kelime karşılığı oluyor.Sonunda spontane bir hareketle Hobbit'e başladığımda filmlerden bile daha çok bağlayan,samimi bir anlatımla sizi çeken,bitirdiğinizde neden bu kadar kısa olduğunu sorguladığınız harika bir hikayenin içine düştüğümü ve asıl seriye başlayamadan içimdeki bu özlemi dindiremeyeceğimi fark ettim.
Küçük Hobbit kovuğunda,sakin bir yaşam süren,akşam ne yiyeceği gibi endişeler kafasını kurcalarken evine dalan birkaç cüce ve Gandalf'ın ona bir çeşit hırsızlık görevi yapacağını söylediğinde tabiri caizse hayatı bir gecede tepetaklak olan Bilbo Baggins'i okuyoruz sayfalarda.Ama yalnız onu değil.Onun bakışında cüceleri,elfleri,büyücüleri,insanları ve hazine dolu devasa bir odada gizli kalmış bir ejderhayı okuyoruz.Bu hikayenin birbirine bağlanışını ve yeni hikayelere yol açmasını izliyoruz.Keyfine düşkün,sakin bir şekilde piposunu tüttürerek,öğleden sonra sebze alışverişine çıkmak gibi günlük planlar kuran Baggins'in geçirdiği karakter gelişimine tanıklık ediyoruz ve bu benim kitapta en sevdiğim şey olabilir.Okuduğum bazı seri kitaplardaki gibi gerçek dışı bir değişimden söz etmiyorum burada.Tolkien bu değişimi olabildiğince gerçekçi ve olması gerektiği gibi yapıyor ve Bilbo'nun düşüncelerini de olay akışı arasında bize aktarmayı başarıyor.
Bunun dışında bu Dünya hep ilgimi çekiyordu,filmlerde hayran kalıyordum.Ama sayfalarda okumak,resimli baskıda karakalemle resmedilmiş çizimleri