kuzgun

kuzgun
Geleceğe selam ver
“Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.”
Reklam
Kalktı, büyük ışığı yaktı ve yatağın kenarında oturdu. Etrafına baktı. Bütün eşyadan, o uyurken birbirleriyle konuşmuşlar da uyanır uyanmaz birdenbire susmuşlar gibi şuurlu bir sessizlik intibaı geldi ona. Odanın her tarafından mânâlar yağıyordu. Kapı ona bir şeyler söyleyecek veya söylüyor gibiydi. Bu vehmin yabancısı değildi Samim. Yalnız bu gece onun şiddeti yeniydi…
“Kaç defa yalvardım sana, Meral, beni yalanın mevzuundan, sebeplerinden ve neticelerinden ziyade kendisinin çıldırtabileceğini sana kaç defa anlattım. Aşkta masum yalanların suçlularından daha tehlikeli olduklarını, daha doğrusu, en iyi niyetli, fakat gizli tertiplere dayanan yalanın, masum veya suçlu hiçbir çeşidine aşkın tahammülü olmadığını anlattım. Bu gizliliklerin, ileride, samimi taraf lehine bir ayrılık hazırladıklarını, çünkü onun mahrum olduğu bir huzur ve emniyeti kaybetmekten pervası olmadığını, fakat aldatan tarafın emin olduğu bir sevginin bütün hazlarından ve gururundan mahrum kalmak işkencesine uğrayacağını anlattım sana…”
“…Yani Ferhat’ı sevebilseydin bu mücadele aşkı derhâl sona erecekti. Sana kolay bir formül vermek için diyebilirim ki, aşk iki kin arasında bir mütarekedir.” “Fakat aşk hayranlıkla başlamıyor mu? Başlangıçta kin yok ki.” “Hayranlık mağlup olmuş bir kıskançlıktır. Yani kısacası gıptaya, gıpta hayranlığa yerini verir. Dibinde kin vardır. Gitgide, hayranlığın zaafa uğradığı ânlarda bu kin ortaya çıkar.” Selmin’in yüzü gevşedi. Çizgilerinde bir anlama ferahlığı vardı. Mırıldandı: “Evet… Sahi…”
Deminden beri komşu radyosunun çaldığı ve duyduğum halde dinlemediğim la majör sonadına dalıyorum: César Franck. Ve hatıralar. Gözlerimi yumuyorum. Roman. Belki on cilt doldurur, belki incir çekirdeği doldurmaz. Ne istiyorsunuz? Aşka musiki, sevgilinin vesika fotoğrafını kâinat ebadında bir agrandismana çıkaran muhayyilenin objektifini bir ânda açıyor. Meseleye bir türlü dönemiyorum. Neydi? İki ihtimal: Aptallık veya aşkta yetersizlik. Veya ihanet ki, o demektir. Bunlar kestirme hükümler… Daha doğrusu her aşkın köhne ve ebedi meselesi içindeyim: “Beni seviyor mu?” ve “Ne kadar?” Büyükanne, hala, teyze, koskoca insanlar bunun cevabını beş yaşındaki çocuktan bile istiyecek kadar zayıftırlar. Bambino küçük ellerini derece derece açar, “Beni ne kadar seviyorsun?” sualine “Oda kadar,” “Ev kadar,” “Dünya kadar” cevaplarını verir. Sevgisini adamına göre derecelendirmesini ve ölçmesini beş yaşında öğrenmiştir. Koketrisi de vardır. Her zaman doğruyu söylemez. Cevabını menfaatine göre ayarlandırır. Büyüklerden daha büyük olacağı ânı yaşamaktadır. Tahtından aşk ihsanları dağıtır. Bu çocuktan daha küçüğüz.
Reklam