Gerçi, daha adım bile senin dilinde söylenebilir değilken nasıl olacak da her şeyi anlatacağım? Bana Şeytan adını veren sensin, Ben de diğer bütün lakapları nasıl benimsiyorsam, bunu da kabulleniyorum: Peki, adım Şeytan olsun. Ama asıl adım bambaşka, bambaşka! Adımın öyle alışılmadık bir tınısı vardır ki, onu senin o dar kulaklarına tıkamaya çalışsam kafatasını parçalayıp beyninle birlikte dışarı çıkar: En iyisi adıma Şeytan diyelim ve geçelim.
İnsan suretine bürüneli beri korkmadan geçirdiğim bir an anımsamıyorum: Daha yüreğimin ilk atışını duyuşumda bile. Aynı anda hem yaşama hem ölüme olan uzaklığı sayan o keskin, yüksek tık sesi, Beni daha önce hiç duymadığım bir ürküntü ve telaş sarmıştı. İnsanlar her yanı ölçüp saymayı severler, anladım da, yaşamın yitip giden her bir saniyesine sihirbaz titizliğiyle eşlik eden bu sayacı bağırlarında nasıl taşıyabilirler?
Düşünsene: Doğurduğun her üç çocuktan biri katil, öbürü kurban, üçüncüsü ise yargıç ve cellat olur. Her gün katilleri öldürürler, her gün yeni katiller doğar; sonuçta ikisi de varlığını sürdürmektedir. Katiller de vicdan da. Nasıl bir sisin içinde yaşıyoruz böyle!