9/10
·32 syf.··
2026 4019. kitabı
“Mavi Gezegen Dünyamız” bence çocuklara doğayı ve dünyayı sevdirebilecek en güzel kitaplardan biri. Kayahan Demir, oldukça sade ve anlaşılır bir dille yazmış ama verdiği mesajlar çok değerliydi. Kitabı okurken sanki küçük bir keşif yolculuğuna çıkmış gibi hissettim. Özellikle çocukların merak duygusunu canlı tutacak bilgiler ve anlatımlar vardı. Kitapta dünyamızın ne kadar özel bir yer olduğu çok güzel anlatılıyor. Denizler, ormanlar, hayvanlar, gökyüzü… Hepsi çocukların ilgisini çekecek şekilde aktarılmış. Ama en sevdiğim yanı, bunu sıkıcı bir ders gibi değil de sıcak ve samimi bir anlatımla yapmasıydı. Okurken insan hem eğleniyor hem de doğayı korumanın neden önemli olduğunu fark ediyor. Bazı bölümlerde kendimi çocukluğumdaki gibi hissettim. Yağmurdan sonra toprağın kokusunu, gökyüzüne bakıp bulutları izlediğim günleri düşündüm. Kitap insana doğayla bağ kurmayı hatırlatıyor. Özellikle çocukların teknolojiye daha fazla yöneldiği bu dönemde böyle kitapların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Resimlemeler de kitabın atmosferine çok yakışmıştı. Renkli ve canlı çizimler okumayı daha keyifli hâle getiriyor. Bu yüzden küçük yaş grubundaki çocukların ilgisini kolayca çekeceğini düşünüyorum. Hem öğretici hem de eğlenceli bir kitap olmuş. Kitabın verdiği en güzel mesaj ise şu: Dünya bize ait değil, biz dünyaya aitiz. Bence çocukların bu bilinçle büyümesi çok önemli. “Mavi Gezegen Dünyamız”, sadece çocukların değil, yetişkinlerin de okuyup üzerine düşünebileceği sıcacık bir kitap olmuş. Okuduktan sonra insanın içi biraz umutla doluyor.
Mavi Gezegen DünyamızKayahan Demir · Ferfir Yayınevi · 20156 okunma
Ne Karaya Aitiz Ne Denize: Kıyısızlar
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
"Bazı insanların kıyısı yoktur; onlara ne yanaşabilirsin ne de onlardan uzaklaşabilirsin." Kahraman Tazeoğlu bu eserinde, okuru derin bir içsel yolculuğuna çıkarıyor. Kıyısızlar, sadece bir aşkın bitişini değil, insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen "arama" halini anlatıyor. Kitabı okurken, kendinizi bazen fırtınanın ortasında kalmış bir sandal, bazen de ışığı sönmüş bir fener gibi hissediyorsunuz. İnceleme Notları: • Arafta Kalma Hali: Kitabın ana teması olan "kıyısızlık", birine tutunmaya çalışırken aslında kendi benliğinden uzaklaşan insanların dramıdır. Tazeoğlu, "ne gidebilen ne de kalabilen" o sancılı ruh halini muazzam bir dille tasvir ediyor. • Melankolik Üslup: Yazarın şiirsel dili bu kitapta zirveye ulaşıyor. Her bölüm, bir sonbahar akşamı yağan yağmurun cama vuruşu gibi ritmik ve hüzünlü. • Kayıp Şehirler, Kayıp İnsanlar: Hikayede geçen mekanlar aslında karakterlerin ruh halinin birer yansıması. Yıkık dökük iskeleler, kimsesiz sokaklar ve cevapsız kalan sorular... "Biz seninle bir denizin iki ayrı kıyısı bile olamadık. Biz, aynı denizin içinde birbirini bulamayan iki damlaydık sadece." Sonuç: Kıyısızlar, bittiğinde size bir cevap vermiyor; aksine daha önce kendinize sormaya korktuğunuz soruları sorduruyor. Eğer siz de kendinizi hiçbir yere ait hissetmediğiniz bir dönemden geçiyorsanız, Tazeoğlu’nun bu cümleleri size "yalnız değilsin" diye fısıldayacak. kadir deniz Kahraman Tazeoğlu Kıyısızlar
Alıntı
KıyısızlarKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 20123,443 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Leyla'nın Evi
10/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Zülfü Livaneli’nin Leyla’nın Evi kitabını bitirdiğimde boğazımda hafif bir düğüm, zihnimde ise İstanbul’un o eski, yorgun ama mağrur kokusu kaldı. Livaneli, toplumsal meseleleri bireysel acılar üzerinden o kadar zarif işliyor ki, kitabı okurken sadece bir hikaye takip etmiyor, adeta o evin gıcırdayan merdivenlerinde Leyla Hanım ile birlikte yürüyorsunuz. Kitabın kalbinde yer alan Leyla Hanım, Osmanlı’dan kalan bir asalet ile modern dünyanın acımasızlığı arasında sıkışmış bir karakter. Onun yalısından koparılışı, sadece bir mülk kaybı değil; bir hafızanın, bir kimliğin yok oluşu gibi hissettiriyor. Diğer yanda ise Roxy (Rukiye) var. Hayatın sillesini yemiş, sert kabuğunun altında yaralı bir çocuk saklayan o asi ruh... Bu iki zıt kutbun, bir evin enkazı üzerinde kurduğu dostluk beni en çok etkileyen kısım oldu. Livaneli, kuşak çatışmasını değil, insan olmanın ortak paydasını öne çıkarmış. İstanbul bu romanda sadece bir dekor değil, yaşayan bir karakter gibi. Eski mahalle kültürü ile yeni yetme lüks binaların çatışması, şehrin ruhunun nasıl parça parça eksildiğini yüzümüze vuruyor. Okurken "Aidiyet nedir? Bir yere mi aitiz, yoksa anılarımıza mı?" diye sormadan edemedim. Eğer şu sıralar hem hüzünlü hem de kalbinizi ısıtacak, dili yormayan ama derinliği olan bir şeyler okumak istiyorsanız Leyla’nın Evi harika bir tercih. Bazı kitaplar biter ama hissi odanızın bir köşesinde kalmaya devam eder ya, işte bu da tam öyle bir eser. Tavsiye ederim
1000Kitap
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,4bin okunma
Puan vermedi·316 syf.··
2026 13. kitabı
thekitapyayinlari İLKNUR ile okuyoruz The Kitap Yayınları na teşekkürler #öneri #novellaneokuyor Bir Nehir Gibi: Kök Salmak ve Akışa Bırakmak Üzerine “Bir nehir gibi olmalı insan; akmalı, yolunu bulmalı ve önüne çıkan engelleri aşarken sesini değil, gücünü yükseltmeli.” Bazı kitaplar vardır, sadece okumazsınız; içindeki o toprağın kokusunu duyar, nehrin soğukluğunu teninizde hissedersiniz. Shelley Read’in bu büyüleyici çıkış romanı tam olarak bunu yapıyor. Kitabın Ruhu Hikaye, 1940’ların Colorado’sunda, şeftali bahçelerinin arasında başlıyor. 17 yaşındaki Victoria Nash’in hayatı, tesadüfi bir karşılaşmayla tamamen değişiyor. Ama bu sadece bir “aşk hikayesi” değil; bu bir hayatta kalma, kadınlık, kayıp ve doğayla bütünleşme destanı. Neleri Sevdim? Betimlemeler: Yazarın dili o kadar zarif ki, her satır bir tablo gibi. Vahşi doğayı ve “Iola” kasabasının baraj suları altında kalışını anlatırken kurduğu cümleler insanı içine çekiyor. Karakter Gelişimi: Victoria’nın kırılgan bir genç kızdan, her türlü fırtınaya göğüs geren o sert ama bilge kadına dönüşümünü izlemek çok ilham vericiydi. Vahşi Doğa Teması: “Nereye aitiz?” sorusunu sorması ve insanın köklerini her şeye rağmen yeniden salabileceğini göstermesi kalbimi bıraktığım nokta oldu. Özetle: Bülbülü Öldürmek veya Giaia’nın Şarkısı (Where the Crawdads Sing) tarzı kitapları seviyorsanız, bu kitaba bayılacaksınız. Doğa ile insan ruhunun iç içe geçtiği o hüzünlü ama umut dolu atmosferi kaçırmayın. #birnehirgibi #thekitapyayınları #ruhumunaynasiileokuyoruz
Bir Nehir GibiShelley Read · The Kitap Yayınları · 202454 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 00:00
Türkiye'nin modernleşme çabalarının ardında yatan değişimin ve gelişimin önümdeki engel "açık ve gizli köylülük" geriliminin getirdiği kutuplaşmanın gerçekliğinin anlatıdığı bir kitap önerisi ile geldim. Köylülük diye adlandırınca küçümseme olarak algılansa da aslında toplumun genel sorununu ele alan geçmişin izleri ve modernleşme arasında sıkışan zihniyetin değişmeyen kalıplarına dikkat çeken bir konusu var. Özellikle son zamanlarda yaşanan yozlaşmalar, ayrışmalar, savrulmalar ve ahlaki çöküşün temel sebeblerine dikkat çekiyor. 4 başlık altında topladığı bölümer; - Mahallede Çürüme ve Mahallelerde Savrulma - Din, Tarikat ve Zihniyetin Krizi - Toplum, Kimlik ve Kültür - Ortak Kriz: Toptan Savrulma Her insanın içten içe sorgulayıp dillendiremediği düşünceler vardır bunlar dile getirildi mi fark eder ancak. Ama bunun içinde dikkat çeken bir yanı olmalı tıpkı kitabımız gibi üstü örtülen toplumsal gerçeklikleri ters köşe isimle adlandırarak. Nereye gidiyor bu toplum, neden bu hale gelindi gibi sorularımızın cevaplarının değişmeyen kalıpları kırarak, vicdan, adalet ve erdem zeminine taşımaktan geçtiğini vurguluyor. Mış gibi yalanlardan sıyrılıp özüne dönerek yaşamanın hem kendini hem de toplumu dönüştüreceğinin açık ve gerçekçi değerlere dikkat çeken bu kitabı okuyun ve okutun. Mahalle toparlarsa, ülke toparlar. Biz kimdik kim olduk — ve şimdi nereye aitiz? Güven kaybı toplumun damarlarına işlemiş en derin çürüme göstergesidir. Kanunla nizam bulunur; ama ahlak olmadan adalet olmaz.
Açık ve Gizli KöylülükA. Tarık Çelenk · Vagon Yayıncılık · 011 okunma
iadeli taahhütlü sefalete gönderilmek
Puan vermedi·192 syf.··
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 21:34
"Allah gördüğünden geri bırakamasın" diye dua eder eskiler... İşte böyle başlıyor hikaye, 13 yaşına kadar piyano dersleri, deniz kıyısında yazlıklar, tertemiz çarşaflar ve "tek çocuk" olmanın özeniyle büyüyüp; bir anda o çiş kokulu, yer yataklı, bağırış çağırış dolu mahrumiyete fırlatılmak... Bu sadece bir konfor kaybı değil keskin bir kimlik kaybı! #k:477840... İki İhanet Arasında Bir Çocuk Kızın ismi kitap boyunca yok; o sadece "L'Arminuta", yani "Geri Verilen". İki anne figürü var,bbiri onu doğurup başkasına veren bir yabancı, diğeri ise onu 13 yıl büyütüp bir eşya gibi kargolayan bir hain. Kitap ilerledikçe anlıyoruz ki, asıl cehennem azabı o yoksul ev değil; o pırıltılı hayatın aslında bir yalan üzerine kurulu olması. Adalgisa'nın (şehirli anne) bencilliği, öz annenin o kaskatı duygusuzluğundan çok daha fazla can yakıyor. Çünkü biri imkansızlıktan bırakmış, diğeri ise "artık ihtiyacım yok" diyerek... Finalde elimizde kalan tek gerçek ise kız kardeşlik. Kitabın başında o pisliğin içinde kızı karşılayan küçük Adriana, aslında bu bataklığın içindeki tek temiz su. Aralarındaki bağ, kan bağından ziyade bir "kader ortaklığı". Herkesin birbirine yabancı olduğu, sevginin bir lüks sayıldığı o evde, Adriana'nın o ilkel ama sarsılmaz sahiplenmesi, kızın akıl sağlığını koruyan tek kalkan. Son olarak; Geri Verilen Kız , bize aidiyetin bir kağıt üzerinde veya bir evde değil, ancak birinin gözlerinde (o kişi Adriana bile olsa) bulunabileceğini kanıtlıyor. Kitap bittiğinde burnunuzdaki o koku gitmiyor ama zihninizde şu soru kalıyor: Gerçekten nereye aitiz? Bizi büyütenlere mi, bizi doğuranlara mı, yoksa bizi bırakmayanlara mı? Ya da bizi sahiplenenlere mi?
Edebiyat
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,198 okunma