Tevhide sarılan asıl sahibini bulut Allah resulü buyurdular ben nikâhtan doğdum zinadan gelmedim Adem peygamberden babama kadar bana cehalet devrinin çamurundan zerre sıçramadı kollarımda zinadan eser yoktur Çöle inen nur Necip Fazıl Necip fazıl şimdi Mekke i Mükerremede hiç olup kurtulmanın peşindeydi bu mübarek toprağa gelen cehalet devrinin kötülüklerinden arınıp Allahın karşısında bir hiç olacakki heplik makamına geçsin Hac kervanı durak durak binek binek nefsini temizleyebilecekmiydi kervan peygamberler caddesini takip ederek minada durdu Akabe mescidi tam karşıdaydı burada sahabeler efendiler efendisine söz vermişlerdi nefsimizi temizleyeceğiz Allaha kul olacak nefse taş atacağız ve büyük şeytana taş atmak için bir taş aldı ve fırlattı Allah attı ben atmadım diyen Necip bey Allah'ım; dışımı güzel ettiğin gibi içimi de güzel eyle diyip bir de nefsine dua taşı fırlattı AKABE bizleri islam ile şereflendiren bizleri Aziz eyleyen Resuller efendisine ilk teslim olunan ilâhi mekân İbrahim peygamberden Hz ismaile nesep nesep geçip en son efendiler efendisine ulaşan Muhammedi Nur ile aydınlanıyoruz hepimiz kıvrılır başka yola girer isek kervanın kafilenin sahibini bulamayız İnsan ne aptaldır! Mucize içindeyken mucize bekler diyen Fazıl bey önündeki kapıyı görmeyen duvara toslar dedi Mekkenin Medinenin kurak toprağı Muhammedi nur ile bereketlenir tevhid ipine sarılan kainatın hakimini buluyordu
Din
ASHÂB-I BEDİR: EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ (R.A.)
Ensâr’dan Hazrec kabilesinin Benî Ganem kolundandır. Mübârek ismi Hâlid bin Zeyd olup; İkinci Akabe Bey’ati’nde, Bedir ve Uhud başta olmak üzere diğer harplerde de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanında bulunmuştur. Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz, hicret ederek Medîne-i Münevvere’yi teşrîf ettiklerinde; Mescid-i Nebevî ve hâne-i saâdetlerini bina edinceye kadar, yedi ay müddetle onun hanesinde müsafir olmuşlardır. İşte bu sebeple Ebû Eyyûb Hazretlerine, “Mihmandâr-ı Resûlullâh” denir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hayber Gazâsı’ndan hemen sonra Sahbâ denilen mevkide gecelediler. Ebû Eyyûb (r.a.), o gece kılıcını kuşanıp Peygamberimizin çadırının etrafında sabaha kadar dolaşıp nöbet bekledi. Sabahleyin Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz, Ebû Eyyûb Hazretlerini o hâlde görünce, “Ey Ebû Eyyûb, ne yapıyorsun?” diye sordular, “Yâ Resûlallâh! Gazâdan yeni çıktık, size bir suikast yapmalarından korktuğumdan nöbet bekledim.” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisinden hoşnut olarak “Allâh’ım, Ebû Eyyûb nasıl bu gece beni muhafaza için nöbet beklediyse sen de onu muhafaza eyle.” diye dua buyurdular. Siyer âlimlerinden Süheylî (rah.) der ki: Bu duanın bereketi ile Cenâb-ı Hak, Ebû Eyyûb Hazretlerini hayatında iken muhafaza ettiği gibi vefatından sonra da muhafaza buyurmuştur. Hattâ kabr-i şerîfi, diyâr-ı Rûm’da (İstanbul’da) muhafaza altındadır. O diyar halkı, kendisini ziyaret ederek onunla tevessül eder, onun hürmetine Cenâb-ı Hak’tan yağmur isterler, şefaatini talep ederler. Kendisinden rivâyet olunan birçok hadîs-i şerîften biri şöyledir: Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Sana, kızıl develere sahip olmaktan daha hayırlı olan bir sadakayı bildireyim mi?” buyurdular. Ebû Eyyûb Hazretleri, “Bildiriniz yâ Resûlallâh!” dedi, buyurdular ki: “Araları bozulduğu vakit, insanların
Sahabe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
➡️ *Vakfeye durmak ve şeytan taşlamak* *Sual: Müzdelife’de vakfeye durmak ve taş atmak nasıl yapılır?* *Cevap:* Müzdelifede, vakfeye, fecir ağardıktan sonra durmak sünnettir. Gece Müzdelifede yatıp, fecir açılırken, sabah namazını hemen kılıp, sonra, *(Meş’arilharam)* denilen yerde, ortalık aydınlanıncaya kadar, vakfeye durulur. Güneş doğmadan önce, Mina’ya hareket edilir. Yolda *(Muhasser)* denilen vadide durmamalıdır. Burası *(Eshâb-ı fil)* durak yeridir. Mina’ya gelince *(Mescid-i Hif)* e en uzak olan ve *(Cemre-i Akabe)* denilen yerde, sağ elin baş ve şehadet parmakları ile, iki buçuk metreden veya daha uzaktan, Cemre yerini gösteren duvarın dibine nohut kadar yedi taş atılır. Duvarın üstüne veya insana, hayvana çarptıktan sonra dibine düşerse caiz olur. Ertesi fecre kadar caiz ise de, o gün öğleden önce atmak sünnettir. Sonra, hiç durmadan buradan gidilip, isterse kurban keser. Çünkü, seferi olana kurban kesmek vacib değildir. Seferi olan hacıların, müfrid oldukları zaman kurban kesmeleri vacib değildir. Kurbandan sonra tıraş olur ve ihramdan çıkar. Bayramın birinci günü Mina’da olanlar ve bütün hacılar, bayram namazı kılmaz. Sonra, o gün veya ertesi gün veya daha ertesi gün Mekke’ye gidip, Mescid içinde ve niyet ederek *(Tavaf-ı ziyaret)* yapar. Buna *(Tavaf-ül ifâda)* da denir. Tavaf-ı ziyareti ve tıraşı bayramın üçüncü günü güneş battıktan sonraya bırakmak mekruhtur ve kurban kesmek lâzım olur. Yalnız baygın olanın yerine başkası tavaf yapabilir. Tavaf-ı ziyarette, önceden bu tavaf için sa’y yaptıysa, artık bir daha *(Remel)* ve *(Sa’y)* yapmaz. Yapmadıysa, sa’y yapması vacibtir. Bu tavafta *(Iztıba)*, yani ihramın üst kısmını sağ koltuk altından geçirip, sol omuz üzerine koymak yoktur. Tavaf namazından sonra Mina’ya gelir. Öğle namazını Mekke’de veya Mina’da
Alıntı
Akabe: Sarp yokuş, aşılması zor dik geçit. 🌾
1 Yeni Kelime
VI- MEDİNEYE HİCRET "Rabb'ım, beni şerefli bir girişle (Medineye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar". (el-İsrâ Sûresi, 80) 1- MÜSLÜMANLARIN MEDİNE'YE HİCRETLERİ Hicret bir yerden başka bir yere göç etme demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple 2'inci Akabe Bîatında Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı. Rasûlullah (s.a.s.) "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi..."(120) diyerek Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi. 2'inci Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12'nci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. 13'üncü yılın ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme(121), en son hicret eden ise Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası Abbâs'tır. Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Rasûlullah (s.a.s.)'in müsâdesiyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhâcirûn" adı verilmiştir. Medine'de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da "Ensâr" denilmiştir. Muhâcirûn ve Ensâr, Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok vesîlelerle övülmüşlerdir.(122) Muharrem ve safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki "Avâlî" denilen köylere yerleştirildiler. Hz. Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak: İşte ben Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak
Beled
11: "Fakat o, sarp yokuşu (Akabe) aşamadı." 12: "Sarp yokuş (Akabe) nedir, bilir misin?" 13: "Bir köleyi/boynduruğu özgürlüğüne kavuşturmaktır (Fekku rakabe)." Eskiden zincirli köleler vardı. Bugün ise "ekonomik köleler" var. Asgari ücrete mahkum edilenler, borç batağında iradesini kaybedenler... Sarp yokuşu (AKABE) aşmak, bugün bu insanları o "boyunduruktan" kurtaracak sistemler kurmaktır.
Din