Ercan Akdamar

Ercan Akdamar
@akdamarercan
Sosyoloji
Kayseri
Kayseri
11 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Voltaire'in Candide ya da İyimserlik adlı eseri, dönemindeki birçok felsefi ve toplumsal konuya değinen önemli bir eserdir. Kitap, Candide adlı genç bir adamın yaşadığı olaylar üzerinden Aydınlanma Çağı düşüncesini, insanın doğasını, dinin rolünü ve adalet kavramını sorgular. Candide'in hikayesi, Baron Thunder’un şatosunda yaşayan bir gencin saf ve iyimser düşüncelerle yetiştirilmesiyle başlıyor. Eğitmeni Pangloss, Leibniz'in iyimserlik felsefesini temsil eder ve "her şey en iyi dünyada en iyi şekilde olur" düşüncesini ona öğretir. Ancak, Candide'in aşık olduğu Cunegonde ile yaşadığı olaylar, onun Pangloss'un öğretilerine şüpheyle yaklaşmasına sebebiyet vCandide, felaketlerle dolu bir maceraya atılır: depremler, savaşlar, soygunlar ve acı dolu deneyimlerin olduğu bir yolculuk yaşar. Bu süreçte Candide, Pangloss'un "en iyi dünya" fikri ve iyimserlikle çelişen gerçeklikle karşılaşır. Kitap genel olarak, Candide'in gerçeklerle yüzleşerek, dünyanın acı dolu ve çelişkili yapısını keşfetmesini ve bu sırada içsel bir dönüşüm geçirmesini anlatır. Voltaire, romanında aynı zamanda dinin ve kilisenin ikiyüzlülüğünü de eleştirir. Candide'in karşılaştığı din adamları ve dini figürler, aslında iyilik ve dürüstlükten ziyade kendi çıkarları için dinin gücünü kullanan kişiler olarak betimlenir. Bu da eserde dinin gerçek manevi değerlerden uzaklaşmasını ve insanların manipülasyon aracı olarak kullanılmasını vurgular. Voltaire bunu gerek felsefesinde gerek kitap aracılığıyla çok net bir biçimde eleştirmiştir. Roman aynı zamanda bizleri insan doğası ve adalet kavramı üzerine de derinlemesine düşündürür. Candide'in yaşadığı acılar ve adaletsizlikler, insanın hayatın gerçekleriyle yüzleşmesine ve basit mutluluğu, çalışmayı ve iç huzuru keşfetmesine yol açar. Bu da
Felsefe-Düşünce
Candide ya da İyimserlikVoltaire · Can Yayınları · 20237,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Martin Eden
9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2023 6. kitabı
Jack London'un en önemli eseri "Martin Eden", bir yazarın kendi entelektüel ve duygusal evriminin hikayesini anlatan güçlü bir roman. Hikaye, fakir bir denizci olan Martin'in, bir gün zengin bir ailenin kızı Ruth ile tanışmasıyla başlar. Ruth'un ailesine ve entelektüel dünyalarına duyduğu özlem, onu bir yazar olmaya yönlendirir. Fakat bu süreçte, kişisel gelişimi ve toplumun beklentileri arasındaki çatışma onu oldukça derin bir içsel mücadeleye sürükler. Roman, karakterin toplumsal sınıf farklılıkları, eğitim, aşk, varoluş ve özgürlük arayışı gibi temalar etrafında yaşadığı içsel çatışmaları ele alır. Martin, kendi yeteneklerini keşfederken, elit sınıfın pek de kabul etmediği bir kişilik geliştirir. Yazar olma arzusu, onu sıkıntıya sokar; çünkü başarısızlık ve reddedilme duygularıyla mücadele etmek zorunda kalır ve bu mücadele çok da kolay değildir… London, eserinde toplumun sınıfsal yapısını ve bireyin bu yapı içindeki yerini, nererede konumlandığını sorgular. Martin'in hikayesi, bir kişinin başarılı olmak için çaba sarf ettiği ancak bu çabaların sonucunda yalnızlık ve umutsuzlukla karşılaşabileceği gerçeğini vurgular. Roman, hayaller ile gerçeklik arasındaki mücadeleyi oldukça iyi anlatırken, bireyin içsel ve kültürel gelişimi ve başkaları tarafından kabul edilme isteği arasındaki dengeyi de inceler. Baktığımız zaman Martin Eden, sadece bir kişinin hayatının öyküsünü anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda insan doğasının derinliklerine de inerek bizlere farklı bir perspektiften bakma imkanı yaratıyor. London, karakterinin içsel yolculuğunu ve bu yolculukta karşılaştığı zorlukları ustaca işlerken, okuyucuya sorgulamak ve düşünmek için geniş bir alan da bırakıyor. Sonuç olarak, "Martin Eden" sadece bir edebi eser değil, aynı zamanda insanın içsel
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Tatar Çölü
Puan vermedi
Umut ve umutsuzluk, biz insanoğlunun yaşamında, her dönem sürekliliğini koruyan kavramlardır. Bu iki kavrama karşı geliştirdiğimiz kişisel yorumlar ve bu kavramları kişisel olarak deneyimleme biçimlerimiz de bizleri sürekli olarak varoluşsal kaygılara sürüklemektedir. Dino Buzzati’nin yazmış olduğu Tatar Çölü kitabı da bu varoluşsal sıkıntılara sebep olan iki kavramın yol açtığı karışıklığı varoluşçu bir bakış açısı ile ele almış. Roman bu bakımdan önemli çünkü varoluşçu edebiyatın önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Umut ve bu umudun kişinin hayatında bırakmış olduğu derin etkisi... Bu etkinin ne gibi bedellere sebep olduğu konusu… Tatar Çölü’nde Buzzati, eserin ana karakteri Drogo Giovanni’den hareketle bize, Freud’un kuramsal öğretisinde olduğu gibi, modern insanın yaşamını belirleyen iki temel umudu göstermektedir: bunlar hayatta kalmak ve başarmak. Maalesef ki romanın sonunda, her iki umudun da karşılıksız olduğu ortaya çıkıyor ve insan yaşamının iki temel ve doğal güdüsünün insanı insan yapmak için yeterli olmadığı görülüyor. İkinci dünya savaşı sonrası varoluşçu edebiyatın ana teması olan umutsuzluk ya da umudun gerçekçi olmayışının da habercisi olan bu roman, bize somut bir öneride bulunmuyor. Herkesin kendine ait bir Bastiani Kalesi ve Tatar Çölü var. Bir de yolunu gözlediği, hayatına anlam katacak Tatarları. Kitaptaki kale bizim iç dünyamız, Tatarlar da yaşama anlam katacağına dair beklentilerimiz gibi. Bizi hayatımızdan alıkoyan o beklentilere ulaşabileceğimize dair umudumuz ve yanlış inançlar... Umut bazen tehlikeli olabiliyor. Umut etmek güzel olsa da daha güzel şeylerin de olabileceğine dair bir inancı mantık ile gerçekçilik çerçevesinde düşünmek daha sağlıklı. Aksi halde inatla tek bir şeye, tek bir kişiye anlam yüklemek
Felsefe-Düşünce
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Serenad
9/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
Zülfü Livaneli Serenad Serenad’a ilk baktığımızda gördüğümüz şey aslında kitabın bir aşk hikayesi anlattığı. Ama öyle değil. İçinde birçok önemli detayı barındırıyor. Bu açıdan konu itibariyle çok çeşitli. İlk olarak 1939-42 yılları arasında Türkiye’ye gelen bir Alman bir profesörün, aradan geçen yılların ardından tekrar İstanbul’a geldiği sıra İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nde Halkla İlişkiler uzmanı olarak çalışan bir kadın üzerinde bıraktığı etkileri görüyoruz. Bunun haricinde tarihi anlamda önem arz eden konularda bu hikâye ekseninde oldukça güzel betimlenmiş. Bu hikayeler; Kırım Türkleri, Mavi alay, Nazi Almanyası, Struma gemisi, Alman fazişminden kaçan Yahudiler, bu kaçan bilim adamlarının Türkiye'ye gelip ülkemizde oluşturulan çeşitli fakültelerin temelini atmış olmaları gibi çeşitli hikayeleri çok güzel bir olay örgüsüyle birlikte bizlere anlatıyor olması sebebiyle Serenad okunmayı hak ediyor. Hem içinde yaşadığı toplum hem tarih hem kökenleri hem dünya hem Türkiye üzerine bir şeyler öğrendiği, ufkunun genişlediği, kendisini huzursuz eden şeyleri öğrenmek zorunda kaldığı ama Maximilian vasıtasıyla bir dönüşme ve geçmişte yaşanmış bir aşka tanıklık etme… Biz Maya’nın ağzından okuyoruz bu aşkı. Burada şu da var tabi, Maya’nın içinde yaşadığı zor şartlar böyle bir dul kadın olarak tek çocuk annesi onun bu toplum içerisinde yaşamış olduğu zorluklar ve o döneme göre aşkın eksikliğini hissederek ve onu çok fazla vurgulamadan ama yine de biz niye bugün böyle şeyler yaşayamıyoruz duygusu da romanın altında bir alt metin gibi duruyor karşımızda. Maya tek bir örnek değil aslında. Mayaların durumları zor. 1000 yıllık türk tarihine baktığımızda Han- Hakan eşlerin ülkeyi birlikte istişare ederek yönetme durumu söz konusuyken süreç içerisinde toplumumuz Patriarkal aile
SerenadZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021164,1bin okunma
Thomas More-Utopia
9/10
·249 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
Thomas More'un "Ütopya" adlı eseri, 16. yüzyılın başında yazılmış ve modern politik düşüncenin başlangıcı olarak kabul edilen bir kitap. Bu kitapta More, toplumsal ve politik ideallerinin neler olduğunu anlatarak, ideal bir toplumun nasıl olabileceğine dair düşüncelerini aktarır. "Ütopya’da hayali bir ada olan Ütopya anlatılır. Bu ada, More'un kurgusal bir şekilde tasarladığı bir toplum modelini temsil eder. More, ada üzerinde bulunan toplumun sınıf ayrımlarını ortadan kaldırdığını, herkesin eşit olduğunu ve toplumsal adaletin sağlandığını anlatır. Ada halkı tarım ve sanayi gibi faaliyetleri kolektif bir bilinçle toplu olarak gerçekleştirir, özel mülkiyet gibi bir kavram yoktur ve insanlar ihtiyaçlarına göre paylaşımda bulunurlar. Ada'da din özgürlüğüne saygı duyulur ve farklı dinlere mensup insanlar barış içinde bir arada yaşarlar. More, "Ütopya"da toplumun ideallerini de eleştirir ve dönemindeki gerçek toplumsal sorunlara da değinir. Eserde, o dönemki Avrupa toplumunda görülen sınıfsal eşitsizlik, açgözlülük, adaletsizlik ve yozlaşma gibi sorunlar eleştirilir. More bizlere aslında Ütopya'nın ideal toplum modelini sunuyor olsa da aynı zamanda gerçek dünyada bu ideallerin uygulanmasının zorluklarını da belirtir."Ütopya", dönemin İngiltere’sinin politik ve sosyal yapısına eleştirel bir yaklaşım sunan önemli bir eserdir. More, insan doğasının bitmek bilmeyen hırslarına ve açgözlülüğüne karşı alternatif bir toplum düzeni önerir. Eserde yer alan kavramlar ve düşünceler, ilerleyen yıllarda birçok düşünür ve devrimci tarafından etkilenmiş ve tartışılmıştır. "Ütopya"da sunulan toplum modeli eleştirilere de maruz kalmıştır. Kitapta yer alan kolektivizm ve bireysel özgürlüklerin sınırlanması gibi kavramlar, bazı eleştirmenler tarafından baskıcı ve gerçekçilikten uzak
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,7bin okunma