Dünyayı anlamak için bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir; insanlara daha iyi yardım edebilmek için bir an onları kendimizden uzak tutmamız gerekir.
Böyle böyle akşamlar sabahlar geçer giderdi, bir ipeğin beyazlığına, bir kan kırmızısının işleyip gidişi gibi, insanlar buranın rengine boyanmadan edemezlerdi.
“Her tarafım da sevinç vardı, yalnız ruhumda yoktu. Sadece Mesut olmak yetmez. İkna olmak da gerekir. Hayır, basit bir şey değildir bu… Yalancı bir gizem vardır. Yalan mı, sahteliğimi, haysiyetsizliğimi, alçaklığımı, hıyanetimi devamlı içecektim ben. İyi sabahlar, iyi akşamlar demem hep yalan olacaktı.”
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz ...
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz ...
Ağlarla martılar, tabak tabak meze,
Yakın bulutlara, ekmek üç beş dilim,
Kitapların arasında kalır resim,
Pistir, silkersiniz örtüyü denize.
Oysa güzeldir akşamlar, üstünüze
Gelen vapur, bardaktaki o gül, kilim.
Gidilmeyen bir yer vardır, bekler, milim
Sektirmeyen yarına dönerken koza.
Kendim için düşünürüm bunları, en
Büyük sevdalar bile ulaşmaz, tutuk.
Kara giysiler, iskarpinler, boş kabuk.
İçte midir? Öyle gibi ilk bakışta.
Kırılmaz, elinizi acıtır muşta
. Bir esinti duyarsınız gelip geçen.