Bu hiyerarşinin pratik ve teorik sonuçları birlikte değerlendirildiğinde kelâmın işlevi daha açık biçimde ortaya çıkar. Pratik düzeyde cüz'i ilimler kendi temel ilkelerini (mebadi) ispatlama yükümlülüğü taşımaz; bu ilkeler kelâm tarafından temellendirilir ve cüz i ilimler tarafından aksiyom olarak devralınır. Bir disiplinin kendi ilkelerini kendi araçlarıyla kanıtlamaya çalışması kaçınılmaz olarak döngüselliğe ya da sonsuz gerilemeye yol açar. Örneğin fakih, insan fiillerinin iradi olduğunu kanıtlamak zorunda değildir; bu ontolojik ilke kelâm tarafından temellendirilmiştir. Cebriyye'nin insan özgürlüğünü inkâr eden iddiası fıkhın değil kelâmın cevaplayacağı bir meseledir. Aynı şekilde usülcü “Peygamberin sözü hüccettir” önermesini ayrıca ispatlamaz; bunu kelâmın ortaya koyduğu nübüvvet delillerinden aksiyon olarak devralır ve metin yorumuna geçer.
Sayfa 151·Kitabı okudu
1000Kitap
Doğada hiçbir tekil şey olamaz ki, ondan daha güçlü başka bir tekil şey olmasın; eğer bir tekil şey varsa, aynı doğada onu ortadan kaldırabilir güçte bir başka tekil şey de vardır. Bu aksiyom bir tür sonsuz elleme fikrini içerir; doğada en güçlü tekil şey diye bir şey olamaz, her tekil şey var olur olmaz onu ortadan kaldırmaya gücü yetecek bir başka tekil şey de var olur ve bu böyle sürer.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kabalistik aksiyom, içinde evrim bulunan doktrin şöyledir: "Bir taş bir bitki olur, bir bitki bir hayvan, bir hayvan bir insan, bir insan bir ruh ve ruh, bir tanrı olur."...
Aynı şekilde Skolastikler de kilisenin uygulamalarını haklı çıkarmak için, anlaşılması zor olan karmaşık birçok aksiyom ve teorem ortaya koymuşlardır.
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Yokluğun kudreti, kudretin reddidir ve bunun aksine varlığın kudreti, açık olduğu gibi, bir kudrettir. O halde zorunlu olarak var olan şey sonlu varlıklardan başka bir şey değilse, bu tür sonlu varlıklar mutlak olarak sonsuz bir varlıktan daha güçlüdür ki bu açıkça saçmadır; bu nedenle, ya hiçbir şey yoktur ya da mutlak olarak sonsuz bir varlık da zorunlu olarak vardır. Şimdi ya kendi içimizde ya da zorunlu olarak var olan başka bir şeyde var oluruz (bkz. Aksiyom. i. ve Önerme vii.). Bu nedenle, mutlak olarak sonsuz bir varlık -başka bir deyişle, Tanrı (Tanım vi.)- zorunlu olarak vardır.
Hakikat, ifade ettiğimiz kadar görünür.
Görmek inanmaktır" sözü epistemolojik bir aksiyom olarak daima önde gelen bir konumda olmuştur; ancak "söylemek inanmaktır" "okumak inanmaktır", "saymak inanmaktır", "çıkarsama yapmak inanmaktır" ve "hissetmek inanmaktır" gibi sözler de kültürlerin medya değişimine uğramasıyla önemleri artan ya da azalan sözlerdir. Bir kültür sözlü iletişimden yazıya, basılı yayınlardan televizyon yayınlarına kaydıkça, hakikatle ilgili fikirleri de değişir. Nietzsche'nin dediği gibi, her felsefe yaşamın bir evresinin felsefesidir. Bizim buna ekleyebileceğimiz bir saptama, her epistemolojinin medyanın gelişmesinin bir evresinin epistemolojisi olduğudur. Hakikat zamanın kendisi gibi, insanın kendi icat ettiği iletişim teknikleri hakkında ve bu teknikler aracılığıyla kendisiyle yaptığı konuşmanın bir ününüdür.
Sayfa 34
Alıntı