Hiç kimse özgünlüğüne onun kadar sadık kalamaz, hiç kimse otoriteyi onun kadar küçümseyemez ve özgürlüğüne onun kadar düşkün olamazdı. Gençliğinde etrafında 20’nci Yüzyılın en büyük bilim adamları -Albert Einstein, John von Neumann ve Norbert Wiener- vardı.
Ama o hiçbir ekole katılmamış, hiç kimsenin müridi olmamış, kendi yolunda kılavuzsuz ve takipçisiz ilerlemişti. Yaptığı her işte -oyunlar kuramından geometriye- kabul görmüş buluşlara, günün modasına ve bilindik metotlara burun kıvırırdı.
Hemen hemen her zaman sadece düşünerek çalışır, genellikle yürürken Bach’tan bir şeyler mırıldanırdı. Nash matematik bilgisine sadece diğer matematikçilerin buluşlarını çalışarak değil, aynı zamanda onların gerçekliğini yeniden keşfederek sahip olmuştu.
İnsanları şaşırtmaya can atan Nash, büyük problemlerin peşinden koşardı. Yeni bir meselenin üzerine dikkatini yoğunlaştırdığında, konuyu gerçekten bilenlerin o ana dek yanlış ya da basit bulup görmezden geldikleri yeni noktalar keşfederdi.
Henüz bir öğrenciyken bile, diğerlerinin kuşkuculuğuna ve alaycılığına karşı gösterdiği kayıtsızlık hayret vericiydi.
Birçok insan zeki olmaktan çok, duygusaldır; hemen afallatılabilirler. Zekiler için zaman gerekir. Yöntemi iyice açıklamak yeter onlara. Unutmazlar, üzerine düşünürler. Yarı oyun, yarı can sıkıntısından er geç masaya otururlar.