Yaradan, "Ben kullarıma şahdamarından daha yakınım" dediğinde, aslında dış dünyaya bağımlılığı kesmenin ne anlama geldiğini anlatıyor. Ancak bu ifade bazen yanlış yorumlanıyor. Bazı dini inançlara sahip kişiler, "Bu dünyayı bırakalım, malı mülkü boş verelim, tamamen öteki tarafa yönelelim" der. Bu yaklaşım, büyük bir hata olur.
Bunu şöyle düşünün: Bir baba çocuğuna hediyeler, oyuncaklar alır ama çocuk, "Bunları beğenmedim” diyerek onları reddeder. Bu durum, baba için son derece üzücü olur. Oysa yaşam, kendi içinde muazzam güzellikler barındırır. İçerisi ve dışarısı bir bütündür. Bu yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız: İç dünyamda zenginlik mi var, fakirlik mi?
Eğer yeterli enerjiye sahipseniz ve bu enerjiyi zihninizle, beyninizle ve bedeninizle bütünleştirerek kullanabiliyorsanız, içsel zenginlik sizde var demektir. Ve bu zenginliğin maddeye dönüşmemesi mümkün değildir. Çünkü yaşam, madde üzerine kuruludur. Her şey eninde sonunda maddeye döner.
Sevgi bile bir noktada maddeye dönüşür. Sevginizi birine göstermek için ona sarılırsınız, bir hediye alırsınız, yemek yaparsınız. Sevgi, bir eyleme dönüşmeden beyin tarafından algılanamaz. "Seni çok seviyorum" dersiniz ama bu sevginin karşılığında bir davranış ortaya koyarsınız. İşte bu davranış, sevginin maddeye dönüşmüş halidir.
Madde, beynin varlığı anlaması için kullandığı en temel araçtır. Ancak burada asıl önemli olan, içsel zenginliğinizi yaşama nasıl akıttığınızdır. İçsel zenginlik; yaratıcılığınız, kabiliyetleriniz, tutum ve davranışlarınızla birleşerek yaşama akmaya başladığında, bu akış otomatik olarak maddi zenginliği de beraberinde getirir.
Zenginlik, iç ve dış dünyanın uyum içinde çalışmasının doğal bir sonucudur. İçsel enerjinizi ve potansiyelinizi kullanabildiğinizde, bu enerjiyi maddi dünyada da