MC luhan; iletişim ve ulaşımın kolaylaştığı yaşadığımız bu çağı tanımlarken "küresel köy" ifadesini kullanır. Köy hayatında ulaşım, yürüme mesafesindedir. Kültür, davranış biçimi, eğlenme biçimi, giyim-kuşam, yaşam tarzı vs. hep birbirine benzer köyde yaşayanların. Benzeşme çok yaygındır köy hayatında.
Şiveler, yerel kelimeler ve benzetmeler, modernizmin dayattığı tek tipleştirme ve benzeştirme operasyonuna karşı bir direniştir diye düşünürüm. Ve kaybedilmemesi gereken cephedir kanaatimce. Yaşaması gerekir mutlaka. Dolayısıyla Zuluflu fındık ifadesi, hikayenin geçtiği sosyal ortam ve kitaptaki yerel kelimeler, sosyolojik ve kültürel bir direniştir. Bunlar sözlü kültüre dayalı olduğu için eğitimin ve dijital dünyanın dönüştürücü/benzeştirici gücü bu yerel unsurları önümüzdeki yıllarda bitirebileceğini düşünüyorum. Daha sonra bunlar, kültürel bir kalıntı olarak kalıp bunların ardından da nostaljik ağıtlar yakarız muhtemelen.
Nursel Demirden hocanın "Zülüf Motifinin Türk Edebiyatına ve Halk Türkülerine Yansıması" adlı makalede, bu hikayenin başat sürükleyici unsuru olan zulufa detaylı bir şekilde değinir. Zulufun bir estetik göstergesi olduğunu vurgular ve kadîm bir benzetme olduğunu ifade eder makale. Kültürümüze nasıl yansıdığını da edebî örneklerle gösterir. Meraklısına o makaleyi tavsiye ederim.
Hikaye de bu zuluflu fındık üzerinden yürüyor zaten. Zuluf, fındığın üstündeki "yeşil mont"a deniyor yazarın ifadesiyle. Zuluflu fındıklar hikayede geçen insanların geçim kaynağı ve ekonominin değiş tokuş aracı. Aynı zamanda mahallelinin buluşup sohbet ettiği bir sosyalleşme aracı. (Zaten hayattaki iyilik-kötülük meselesi de bu dikotomik ilişki ve karşılaşmadan doğmuyor mu? Birisi varsa öteki de var, birisi yoksa öteki de yok )Fındığın zulufunu çıkarmak için de